Yine uzun bir aradan sonra buradayım. Özlemişim seni blog.
- Sanırım geçirdiğim en kötü ve tatsız yaz bu. Ciddi sağlık sorunları ve ameliyat geçirdiğim o yaz bile bu kadar mutsuz hissetmemiştim kendimi. Bu kadar sıkılmamıştım bir de... Bu nedenle Eylül gelsin diyorum artık.
- Fotoğraf çekmeyi de özlemişim.
- Caz festivali kapsamında Joan Baez konserine gittim. Biletim olduğu halde gitmemeyi düşünüyordum ama iyi ki kendimi ve o keyifsiz iç sesimi dinlememişim!
- Başka Sinema sayesinde Gemma Bovery ve Aç Kalpler’i izledim. İki filmi de beğendim ama özellikle Aç Kalpler’i tavsiye ederim.
- F. Ozon’un filmi Yeni Kız Arkadaşım’ı da vizyonda yakalama şansına eriştim. Çok keyifli bir film olmuş.
- Sezon için haberler gelmeye başladı.
- 5 Eylül’de İstanbul Bienali başlıyor. Detaylar için http://bienal.iksv.org/tr
- Salon İKSV ve Babylon programlarından birkaç konser için biletlerim hazır! Angel Olsen, Soley, Great Lake Swimmers, Unknown Mortal Orchestra, Hidden Orchestra, Oh Land ve My Brightest Diamond için biletler cepte. Bu konserlerden herhangi birinde olacaksanız ses edin bir blog buluşması yapalım. :))
- Farklı bir Hamlet yorumu geliyor ve elbette biletim hazır. Detaylar için http://iksv.org/tr/ozeletkinlikler#1
- Filmekimi için de haberler gelmeye başladı. Şu ana kadar açıklanan tüm filmlere gitmek istiyorum! :)
- İBB Şehir Tiyatroları bu sezon Cyrano de Bergerac ve Üç Kuruşluk Opera’yı oynayacakmış.
- Şimdilik haberler böyle. Yakında görüşelim blog.
16 Ağustos 2015 Pazar
20 Haziran 2015 Cumartesi
Günün Notları
- Yazmayı daha doğrusu yazarak saçmalamayı özledim. Bugün de canım gayet sıkkın olduğuna göre bence şartlar müsait, hadi bakalım!
- Şu an istediğim tek şey anne karnındaymış gibi güvenle, pencereden esen tatlı bir rüzgar ve arka planda duyduğum klasik müzik sesleri ile birkaç saat hiçbir şey düşünmeden uyuyabilmek.
- Hayatım hep beklemekle geçiyor buna alışkınım da bu aralar çok yoruldum ben bu durumdan. Çocukluğumda sevdiğim bir kitaba ya da oyuncağa kavuşabilmek için bayram harçlıklarını bekledim, öğrenciyken çalışıp biraz para biriktirmek ve sezonda istediğim oyunları izleyebilmek için yaz tatillerini bekledim, sınav sonuçlarını bekledim, arkadaşım olmasını istediğim insanların benim değerimi görebilmesini bekledim, ailemin ne kadar yorulduğumu görebilmesini ve üzerimdeki yükü hafifletmesini bekledim, tahlil ve mr sonuçlarını bekledim derin bir “oh” çekebilmek için, sevebileceğim ve beni sevebilecek bir adamı bekledim, merak ettiğim filmi, konseri, sergiyi, çok istediğim o tatile gidebilmeyi, borçlarımın azalmasını hep umutla bekledim. Hala da bekliyorum çoğunu, sonuçları henüz değişmemiş olsa da... Ama bu kez yorgunum gerçekten.
- Bana göre yaz = sandalet, limonata ve konser demektir. Bu sene çok iyi konser haberleri alamadık henüz bence ondan gelmedi yaz! Hı hı evet.
- O değil de Ercan Kesal’ın Peri Gazozu’nu sakın kalabalıkta okumayın, ağlama garantili kitaplardan. İç acıtıyor.
- Bu arada hala değeri bilinmese de bu ülkede Fazıl Say denilen bir gerçek var. Mutlaka ama mutlaka bir kez olsun konserini izleyin, pişman olmazsınız. 43. İstanbul Müzik Festivali kapsamında Süreyya Operası’nda izlemek benim için büyük şanstı.
- Yine aynı festival sayesinde Aya İrini’de Berlin Filarmoni’nin 12 çellistini izledik, büyüleyici bir geceydi, seyirci hariç!
- Bir sonraki notların daha iç açıcı olması temennimle şimdilik öperim.
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Günün Notları
- Bira Fabrikası, Moda Sahnesi'nin sezon oyunlarından biriydi. Gitmeden önce bloglarda vs çok fazla olumsuz ve bir o kadar da olumlu yorum okudum, ortası yoktu. Moda Sahnesi oyunlarında konu dram ağırlıklı olsa da karikatürize edilmiş halinin baskın çıktığını ve bunun artık bir tarz olduğunu, onlara özgü olduğunu bildiğimden beklentisiz izledim. Ben dram ağırlıklı bir oyunu yine saf dram haliyle izlemek isteyen klasik tiyatro izleyicisiyim. Oyunlara katılmış modern komedi öğeleri beni mutlu etmiyor genelde. O yüzden bu oyun için de "keşke anlattığı konuyu daha az güldürerek anlatsaydı" dedim. Ama bu kötü bir oyun sonucu çıkartan cümlelerden değil, oyun güzel, sahne güzel, oyuncular zaten güzel...
- Komşum Hitler, bu sezon Şehir Tiyatroları'nda izlediğim oyunlardan biri. İmkansız gibi görünen bir durumun nasıl bir şova dönüştüğünü ve insanlara, halka pazarlandığını anlatan oyunlardan. Dekoru çok iyiydi.
- Polar Bear konserini izledim, keyifliydi ama beklentimin altında kaldığını söyleyebilirim.
- Her daim favori etkinliğim olan İstanbul Film Festivali için 30 küsür filme bilet aldım, yıllık izin kullandım ancak geçirdiğim rahatsızlık nedeniyle filmlerin yarısını izleyemedim. İzlediklerim arasında en sevdiklerim Motivasyon Sıfır, Onur, Hayatımın Şarkısı ve Gizli Kusur oldu.
- Ellerimin Arasındaki Hayat, Paşa Paşa Tiyatro, İki Kalas Bir Heves, Diktat, Bülbül Susturulduğunda ve Gülünç Kibarlar bu aralar izlediğim DT oyunları. İçlerinde en çok Diktat'tan etkilendim sanırım. Özellikle yazar isimlerinin sayıldığı sahnesi tekrar tekrar izlemelik.
- ŞT'de Şekerpare'yi izledim. Her repliğe hunharca ve koltukları sarsarak gülen, her sahneye yüksek sesle yorum yapan teyzelerle izlendiğinde asla keyif vermeyecek oyun. Çok uzun ve yer yer sıkıcı. Cumali ve Şekerpare'nin samimi olmayan aşk sahneleri çıkartılsa daha keyifli olabilir. Oyuna dair en akılda kalıcı şey ise kesinlikle dekor. Neyse efendim yine de izleyin, hunharca gülen insanlar yanılıyor olamaz.
- Aylardır konseri olsa diye yazıp durdum nihayet geldi ve izledim. Evet efendim Hindi Zahra'dan bahsediyorum. Yine gelsin yine gidelim.
- Başka Çarşamba sayesinde Çekmeceler'i izledim. İlginç bir film olmuş, etkilenenlerdenim, tavsiye ederim.
- Tiyatro Hal'de Örümcek Kadının Öpücüğü'nü izledim. Çok etkilendiğim bir kitap, oyun ya da film olduğunda yorum yazmak konusunda tıkanıp kalanlardanım. Bu oyunda da aynı şeyi yaşıyorum. Sadece "mutlaka izleyin" diyorum.
- Dhafer Youssef, yakın dönemde dinlemeye başladığım isimlerden. Tesadüf eseri aynı dönemde konseri olduğunu öğrendim ve arkadaşım tarafından davet edildim, şartlar böyleyken gitmemek olmazdı elbette. Kıyaslayabileceğim bir başka canlı performansını izlemediğim için belki de çok keyif aldım konserden. Eğer benim gibi yeni dinlemeye başlamış ya da daha önce konserini izlememiş olanlardansanız bir şans verin derim.
- Blind Guardian konserini izledim. Konsere ve performansa diyecek söz yok, çok çok keyifliydi. Adamlar performansları ile kendilerinden çok daha genç olan seyirciye baskın çıktılar. Yaklaşık 2,5 saat boyunca coştular ve seyirciyi coşturmak için de uğraştılar ama nafile! Her konserden sonra kendi kendime sorduğum bir soru var. Biz ne zaman konser izlemeyi öğreneceğiz?
- Neyse etkinlikler şimdilik bu kadar. Yaz için henüz konser planı yapmadım ama bol bol Başka Sinema filmi olacaktır. Bir sonraki yazıda haber veririm.
- Bir de bazı yollar bazı insanlarla iyi ki keşisiyor!
26 Mart 2015 Perşembe
Günün Notları
Uzun zaman oldu değil mi blog? Bu süreçte çok fazla şey yaptım diyemem ama güzel şeyler izledim, dinledim, güzel kafeler buldum çoğunlukla tek başıma nadiren dostlarımla oturdum, kahve içtim, insanları izledim, yağmuru izledim, kar tanelerini izledim. Üzerime yapışıp kalan hüzünlü halden kurtulmaya ve yakın dönemde yaşadığım şeyleri unutmaya çalıştım ancak boşa harcanan çaba olduğunun farkına vardım. Yaptıklarımı unutmamak adına paylaşayım, şu an bile hatırlamakta zorlanıyorum.
- Moda Sahnesi’nde Roberto Zucco’yu izledim. Bir seri katilin hikayesi denilebilir konusu için, iyi bir oyun ama Roberto karakterini sahnede biraz daha tanımak ve neyi neden yaptığını anlatmak belki daha iyi olabilirdi.
- Lykke Li konserine gittim. Sesini çok seviyorum şarkılarını da elbette. Konser performansı da beklediğimden iyiydi. Tekrar gelirse kaçırmayın derim.
- Brazzaville konserine de gittim ancak keyifsiz bir günümdeydim biraz da yorgundum bu nedenle tamamını izlemeden çıktım. Bu nedenle bir kez daha gitmek istiyorum, neyse ki şanslı olabileceğimiz bir konu sık sık geliyorlar ülkemize.
- Karışık Kaset’i izledim. Kitabına bayılmıştım biliyorsun, filmi sevdim diyemem ama sevmedim de diyemem. Kitapla kıyaslamak bile istemiyorum.
- Ceylan Ertem’in Moda Sahnesi’nde verdiği albüm tanıtım konserine gittim. Ben bu kadını ve şarkılarını seviyorum yahu! Konser de iyiydi elbette.
- Interstellar’ı izledim. Beğenen taraftayım, zamanın nasıl akıp gittiğini hissetmeden, mantık hatası var mı yok mu diye sorgulamadan izledim o yüzden gayet iyiydi diyebilirim.
- Ane Brun konserine gittim. Bu konser benim için garip bir gün/anı olarak kalacak hep, bunu çok iyi biliyorum. O gün yağan yağmur, konserde söylenen şarkılar, kapıya gözünü dikmiş gelmeyecek birini bekleyen ben, konserden sonra yağmur altında yürümek ve dökülen gözyaşı olarak kalacak hafızamda.
- Uyurgezer Kız operasını izledim. Büyük bölümü hüzünlü bir hikaye olmasına rağmen, sıkmadan, keyifle izlettirdi kendini. Çok sevdim, gönül rahatlığı ile tavsiye ederim.
- Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu izledim. Dekor ve sahnelenme şeklini çok sevdim. Oyun da iyiydi.
- La Traviata’yı izledim. İş çıkışı gittiğim için yetişemedim sanıyordum ancak baktım ki kapılar hala açık, daldım içeriye. Gösterilerin birkaç dakika geç başlamasına söylenmeyeceğim artık, sonuçta birilerine yarıyor bu durum. :)
- Kuş Kafesi’ni izledim. Akla Kara Tiyatro gerçekten sevdiğim ekiplerden. Her sezon mutlaka eğlenceli bir oyun çıkartıyorlar. Bu oyun da eğlenceliydi.
- Metot’u izledim. Oyuncular şahaneydi, oyun da iyiydi. 2 saatin üzerinde ve tek perde olmasına rağmen zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.
- Gaye Su Akyol konserine gittim. Tarzını seviyorum, konser de keyifliydi.
- Aşk İksiri’ni izledim. Sezonun eğlenceli operalarındandı, tavsiye ederim.
- Ifİstanbul’da maalesef sadece bir film izledim, Kabile. İç acıtan, can yakan sahneleri vardı, çok gerçekti.
- Sabah seanslarında sinemaya gitmeyi çok seviyorum ancak uzun zamandır yapamamıştım. Geçtiğimiz haftalarda başardım ve Birdman’i izledim. Aynı gün Sylvia balesini ve Moddi konserini de izledim. Çok keyifli bir gündü.
Evet blog, Mart ayına kadar yaptıklarım bunlar. Elbette izlediğim filmler, okuduğum kitaplar var ama hepsini yazmak zor. Mart sonrasını da bir ara yazarız artık. :)
9 Kasım 2014 Pazar
Günün Notları
Merhaba blog, bir önceki yazısında sezonda bol bol görüşelim demesine rağmen, haftalardır yazamayan Banu ben. Bu aralar neler yaptığımı kısaca yazayım yoksa unutacağım! Günün Notları görünümlü yaklaşık 2 ayın notları olacak!
- Sonbaharı çok sevdiğimi söylemiş miydim?
- Tiyatro sezonunu 20 Eylül'de Ekonomania ile açtım, Kumbaracı50 benim için önemli bir yer o yüzden tüm oyunlarını takip etmeye çalışıyorum. Ekonomania, Kumbaracı50 ve Theater an der Ruhr ortak yapımı, mesajını üstü kapalı veren bir oyun. Hatta anlaşılma sıkıntısı yaşayacağının farkında olup oyunun finalinde bu konuya da değinen bir oyun. Benim için farklı bir sezon açılışı oldu.
- Başka Sinema aracılığı ile Dünyada 20.000 Gün'ü izledim.
- Pera Müzesi'nde "Duvarların Dili" sergisini gezdim, gerçekten keyifliydi.
- Aynı gün Beyoğlu Sahaf Festivali'nde idim. Sağanak yağmur nedeniyle çok fazla gezemesem de uzun zamandır aradığım bir kitabı arkadaşımın yardımıyla buldum.
- DT'de sezon açılışım Hamlet Makinesi ile oldu. Müzik seçimi mükemmel olan oyunlardandı ancak oyunun tamamı için aynı yorumu yapamayağacağım.
- Moda Sahnesi'nde Parkta Güzel Bir Gün'ü izledik. Oyunun mükemmel bir konusu var, daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum. Oyunun karikatürize edilmiş haline ısınamadım ancak bizim dışımızda herkesin çok eğlendiğini söyleyebilirim.
- Ekim ayının en güzel etkinliği elbette Filmekimi idi. Yıldız Haritası, Mommy, Boyhood, Dile Veda, Turist ve İnsanları Seyreden Güvercin'i izledim. Mommy ve Boyhood mükemmeldi. İnsanları Seyreden Güvercin enfesti. Turist beklentimin çok üzerinde bir filmdi, aynı zamanda eğlenceli karakterlerine bayıldım. Dile Veda ise hala üzerine düşünmek için mesai harcadığım filmlerden.
- Festival haftasının güzelliğine bir de Marissa Nadler konseri eklendi. İnsanın iç sıkıntısını unutturan cinsten konserlerden biriydi benim için. İyi ki gitmişim diyorum. Tekrar gelirse kaçırmayın derim.
- Opera sezonunu Yusuf ile Züleyha gösterisiyle açtım. Geçtiğimiz sezon Süreyya Operası'nın neredeyse tüm etkinliklerini izlediğim için bu sezon yeni gösterileri bekliyorum. Yusuf ile Züleyha'yı da görmenizi tavsiye ederim. Fotoğraf o güne ait, kardeşim tiyatro bense opera için beklerken içtiğimiz çay ve o an benim için çok değerli.
- Şehir Tiyatroları için sezon açılışımı Cibali Karakolu ile yaptım ancak memnun ayrıldım diyemem. Yine bizim dışımızdaki izleyicilerin çok eğlendiği, sürekli alkışladığı ancak benim için katlanması zor 3 saatlik bir oyundu. Bir oyun ile ilgili "izlemeyin" yorumu yapmamak gibi bir kuralım var o yüzden izleyeceğiniz tüm oyunları izledikten sonra eğer zamanınız kalırsa izleyin diyorum.
- DT oyunlarından birini daha izledim, Geçtim Ama Tiyatrodan. Küçük Sahne'ye yakışan oyunlardan biri, çok keyifli, birazcık hüzünlü, mesajını göze sokmadan esprili bir dille veren, başarılı bir oyun. İzleyince pişman olmazsınız diye düşünüyorum. :)
- Sırada yine mükemmel bir konser var! Esasında iki konseri de ayrı ayrı yazılarla anlatmak isterdim ancak tembellik edip hemen yazmayınca detayları unutuyorum! Chinawoman, daha önce verdiği İstanbul konserini kaçırdığıma üzüldüğüm isimlerden biriydi. Yeniden geleceğini duyduğumda iş günü gerçekleşecek bir konser olmasına rağmen aldım biletimi. Sahnede inanılmaz bir enerjisi var, tekrar gelirse kaçırmayınız efendim.
- On İki Öfkeli Adam, hem kitabını hem de 1957 yapımı filmini çok sevdiğim eserlerden. Bu sezon ŞT'de sahneleneceğini hem de oyunculardan birinin Serdar Orçin olduğunu duyduğumda çok sevindim ve çıkar çıkmaz biletimi aldım. Oyun filmle neredeyse bire bir diyebilirim. Karakterler başarılı, oyuncular iyi, oyun güzel. Bu oyunu da rahatlıkla tavsiye ederim.
- Joan Miro, Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar sergisini de gezdim güzel bir 29 Ekim sabahı. Çok kalabalık olmaması için erkenden çıktık yola. Sabancı Müzesi'ne gidiş için artık bir ritüel haline gelen yolu kullandım, önce motorla Yeniköy oradan sonbahar renklerinin güzelleştirdiği sahil şeridinden Emirgan'a geçmek çok keyifli. Sergiden sonra müzenin kafesinde birer kahve içtik, kahve güzeldi de mekan ve çalışanları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ancak sergi yorgunluğunu atmak için bir çay/kahve içilebilir. Oradan çıkıp her sergiden sonra yaptığımız gibi Sütiş'e gittik. Şansımıza manzaralı masalardan birinde yer bulduk. Okunduğunda basit görünen bu detayların benim için önemi büyük. Burada dile getirmemin sebebi de bu esasında.
- Dün esasında Suç ve Ceza Film Festival'inden bir film izleyecektik ancak havanın güzel olması aklımızı çeldi ve Cihangir'de ara sokaklara dalıp güzel bir kafede kahvaltı yaptık. Festival seansını kaçırdığımız için vizyondan bir film izlemeye karar verdik ve Unutursam Fısılda'yı izledik. Çağan Irmak'ın filmlerindeki hüzünlü hikayelere rağmen güneşi yansıtan, sıcak renkli seçimlerini seviyorum. O yüzden bu filmi de keyifle izledim.
- Filmden sonra diğer planımız olan Yiğit Sertdemir oyununu izledik. Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi. Çok eğlenceli, bir o kadar hüzünlü ama gerçekten iyi bir oyundu. Daha fazlasını anlatmak ve tavsiye etmek isterdim ancak önceki sezonlardan beri devam eden bu oyun için yeni bir gösterim olmayacağı açıklandı.
- Yekta Kopan'ın yeni kitabı İki Şiirin Arasında'yı okudum geçen gece. Ondan çok hoşuma giden bir bölümü paylaşmak isterim.
Bildiğim her dilde kitap okurum. Bildiğim her dilde müzik dinlerim. Bildiğim her dilde mutsuzum.
- Şimdilik haberler bunlar. Buraya kadar okuduysan saygılarımı sunuyor ve teşekkür ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


