TİYATRO/OPERA/BALE/KONSER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TİYATRO/OPERA/BALE/KONSER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Haziran 2014 Cumartesi
Pilli Bebek
Pilli Bebek, pek çok insanın Behzat Ç. ile sevdiği gruplardan. Kendilerini öncesinde de dinleyen biri olsam da benim için de konserlerine gitme isteği uyandıran diziyle şarkılarının uyumu diyebilirim. İstanbul’a geleceklerini öğrendiğimizde mekanda daha önce konser izlememiş olmamıza rağmen, çok düşünmeden aldık biletleri. Pilli Bebek, Behzat Ç. ve Bomonti seven dört kişi olarak konsere hazırdık.
Ben bazı grupların ya da şarkıların dinlenmesi gereken mevsimler olduğuna inananlardanım. Genelde komik karşılanan bir düşünce farkındayım. Ancak benim için Pilli Bebek yağmurlu günlerin şarkılarını yapan bir grup. Konser günü sanırım benim gibi düşünen biri ya da birileri daha vardı, Mayıs’ın ortasında öyle soğuk ve yağmurlu bir gün olması düşünceme olan inancımı kuvvetlendiriyor!
Pilli Bebek konserleri ile ilgili yapılan yorum genelde kısa olduğu yönündeydi ancak belli ki o gün bu yorumu yalancı çıkartmaya karar vermişlerdi! Sevdiğimiz bütün şarkılar söylendi, biz de eşlik ettik, bol bol Bomonti içildi, Behzat Ç. ve ekibi anıldı. Kısacası güzel bir geceydi.
Eğer siz de Pilli Bebek şarkıları seven ya da Behzat Ç. dizisini özleyenlerdenseniz mutlaka bir konserini yakalayın.
Keyifli seyirler.
7 Mayıs 2014 Çarşamba
Biraz Tiyatro ve Konser
Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş
Yona ve Leviva uzun süredir evli, çocukları evden ayrıldıktan sonra yalnızlaşmış çiftlerdendir. Yona, uykusuz bir gece yanında yatan kadına bakar ve aslında onu sevmediğini, yaşadığı hayatın sıkıcılığını fark eder ve bavulunu hazırlamaya başlar. Her ne kadar geç kalmış gibi görünse de kendisini bunaltan şeylerden kurtulmaya karar verir. Ancak bavulunu hazırlarken bile derdi Leviva’dır. Gitmek üzere olduğunu karısının da görmesi için elinden gelenir yapar. Tatlı bir rüyanın ortasında, zorla uyandırılan Leviva ve gitmek için hazırlanan Yona için uzun ve sıkıntı dolu bir gece başlar. Hikayenin bir bölümüne arkadaşları Gunkel de dahil olur. Yona gitmeye çalışır, Leviva ise durdurmaya. Acaba hangisi başarılı olacaktır?
Oyun metni insanın yüreğini titretmiyor belki ama öyle güzel oyuncular var ki ne yapsalar yakışıyor. Hem böyle değerli üç tiyatro insanının bir arada olması bulunması zor bir nimet. Sırf bu nedenle bile şans vermeli bence.
Hamlet
Birkaç kez izlediğim oyunlardan biridir Hamlet. Genel olarak eseri sevdiğimden belki de her yorumunu da sevmişimdir, ne kadar farklı olsalar da. Bu kez DT tarafından sahnelenen ve Bülent Emin Yarar’ın tek başına karakterlerin tamamını canlandırdığı yorumu izledim. Öncelikle derinlemesine bir Hamlet yorumu olamayacağı konusunda baştan anlaşalım. Ne de olsa tek kişilik bir oyun bu. Kitaptaki gibi bir derinlik beklemek pek doğru olmaz sanırım. Ancak oyunculuk adına söylenecek çok şey yok. Karakter geçişleri kusursuzdu. İlk kez Hamlet izlemek için doğru bir tercih olmasa da eseri daha önce okumuş ya da izlemiş olanların mutlaka şans vermesi gerek.
Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı
Hitler döneminde yaşayan bir gangster ve çevresindeki insanların çıkar için yaptıklarını gözler önüne seren, güçsüzün ezildiği güçlünün ise yolunu bulduğu Brecht oyunu. Tiyatroadam tarafından başarıyla sahnelenmiş, bu nedenle izlemeli. Sahnede inanılmaz uyumlu bir ekip var. Açıkçası Afife Tiyatro Ödülleri gecesinde yaptıkları konuşma olmasaydı oyunu izlemeyi ertelemeye devam ederdim. Ancak ödül konuşması esnasındaki tavırları dikkatimi çekmeyi başardı ve ilk fırsatta izledim, pişman değilim.
Katil Joe
Engin Hepileri ve Mehmet Birkiye, Kenter Tiyatrosu aracılığı ile tanıyıp sevdiğim oyunculardandır. Her ne kadar konusu ilgimi çekmese de oyuncularını sahnede görmek için gittiğim oyunlardan biri oldu Katil Joe.
Parasını işin sonunda ödemek üzere anlaşılan bir katil ile ödeme yapamadıkları için ona bir rehine vermek zorunda kalan, alkol, uyuşturucu, kötü ilişkiler ve televizyon bağımlılığının üst düzeyde yaşandığı bir ev, gerçek anlamda aile olmayı başaramamış bir aile anlatılıyor oyunda.
Sadece sözlük yorumlarını okudum gitmeden önce, orada da yorumlar ikiye ayrılmış durumda. Ya çok sevilmiş ya da nefret edilmiş. Bence kendiniz izleyin ve görün. Oyun ilginizi çekmese dahi böyle iyi oyuncuları sahnede izleme şansı bile tek başına yeterli bir sebep bence.
Giovanna d'Arco
Ülkesi Fransa için İngilizler ile savaşan ve azize ilan edilen Jan Dark'ın hayatının anlatıldığı Verdi operası. Bu sezon İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından konser olarak sahnelenen ve Süreyya Operası'nda izleme fırsatı bulduğumuz muhteşem eser. Eğer DOB için gelecek sezon olursa ve bu eser tekrarlanırsa mutlaka zaman ayırınız efendim, pişman olmazsınız!
20 Nisan 2014 Pazar
Birsen Tezer
Sesini ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum. Ancak iyi bildiğim bir şey varsa o da bir daha dinlemekten vazgeçemediğimdir. Konserlerinin genelde iş günlerinde olması ve benim vardiyalı çalışıyor olmam nedeniyle gidememiştim ancak 5 Nisan tarihinde o güzel sesi yakından dinleme fırsatı buldum.
Salon İKSV’de dinleme fırsatı bulduğum ve müzikten sarhoş olmadan ayrıldığım bir konser olmadı. Birsen Tezer konseri de buna dahil elbette. Yaklaşık 2 saat boyunca çok sevdiğim şarkılarını seslendirdi. Konser takvimini kovalamak yorucu olsa da sonuç buna değdi, hem de fazlasıyla.
12 Nisan 2014 Cumartesi
Bir Delinin Hatıra Defteri
Yaklaşık 5 yıl önce İstanbul turnesine gelmişti oyun. Ben de fırsat bulup izlemiştim. Sonuç büyüleyiciydi benim için. Çünkü karşımda rol yapan değil karakterini yaşayan bir adam vardı. O adam vinç üzerinde deliliğe yaklaştıkça gerilimi içimizde hissettik. Aradan geçen yıllar içinde Erdal Beşikçioğlu hepimizin amiri oldu, oyun bu süre boyunca hiç turneye gelmedi İstanbul’a. Uzun aradan sonra yeni bir turne haberi aldık, ancak izlemek isteyenleri kötü bir sürpriz bekliyordu, biletler neredeyse çıkmadan tükeniyordu! Ancak benim için bir fırsat doğdu ve tekrar izleyebildim. İtiraf edeyim biraz korkuyordum ilk seferinde olduğu kadar etkileyici gelmemesinden. Ancak öyle muhteşem bir oyuncu ve oyun varken böyle bir seçenek yokmuş, ben bilemedim. Yine büyülenerek çıktık oyundan. Zor biliyorum ama bu oyun için çaba göstermeye fazlasıyla değer. O yüzden bir yolunu bulun ve izleyin.
10 Mart 2014 Pazartesi
Hamlet ve Garaj
Baştan söyleyeyim, Shakespeare oyunlarının sadece klasik çizgisini seviyor, o döneme ait kıyafet, dekor ve sözler bekliyorsanız bu oyun size göre değil. Çünkü karşınızda tamamen günümüze ait bir Hamlet olacak. Hepimizin bildiği bir hikaye esasında bu nedenle konuyu anlatmak gereksiz. Moda Sahnesi’nde izleme şansına eriştiğimiz Hamlet ise yazarın ve oyunlarının günümüzde bile ne kadar geçerli olduğunun kanıtı ve benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı.
Oyuncular, sahne ve dekor iyi. Onur Ünsal bildiğimiz gibi efendim, yine olduğu her sahneyi alıp götürüyor, adeta "ben oyunculuk için doğdum" diye bağırıyor. Bize de keyifle izlemek düşüyor.
Gelelim diğer oyuna, Craft Tiyatro’nun yeni oyunu Garaj. Bu sezon çok fazla oyun izleyemedim ama izlediklerim hep iyi oyunlardı. Garaj ise bir seçim yapmak zorunda olsam kesinlikle birinci sıraya koyacağım oyun olurdu. Birbirinden çok farklı iki karakterin, yılbaşı gecesi bir garajda kesişen yolları diye özetleyebiliriz. Orkide (Enis Arıkan) ve Kahraman (Güven Murat Akpınar) görünürde hiçbir ortak noktası olmayan iki karakter, yaşamları da öyle. Orkide, cinsel kimliğini bastıramadığı noktada mevcut yaşamından kaçıp İstanbul’a gelen bir transseksüel, Kahraman ise ailesini küçük yaşta kaybetmiş, anneannesi ile yaşama tutunmuş, üniversitede okuduğu bölüm için aldığı ikinci el fotoğraf makinesiyle fotoğraf peşinde koşan bir öğrenci. İkisinin de yaşamı zorluklar ve yalnızlıkla dolu esasında. Bir garajda kesişen yolları ise hayatlarının o gününü yalnız geçirmemelerini sağlıyor.
Kahkaha ve hüzün bir arada oyunda. Bir de öyle güzel oyunculuklar var ki resmen akıp gidiyor oyun. Orkide rolünde Enis Arıkan’ın harikalar yarattığı bir gerçek ama Kahraman rolünde Güven Murat Akpınar da mükemmel. Ben ikisini de çok sevdim. Bu oyuna mutlaka şans veriniz diyorum. Ben ikinci kez izlemeyi planlıyorum.
"Birini sevdiğin zaman şehrin nüfusu '1'e iner."
22 Şubat 2014 Cumartesi
Külkedisi, Dansmavi ve Cyrano De Bergerac
Külkedisi
Sanırım en iyi bilinen masallardan biridir Külkedisi. Çoğu masalda olduğu gibi içinde bol miktarda iyilik, umut, aşk, kötüler ve imkansız gibi görünen ama gerçekleşen hayaller barındırır. Hepimiz Külkedisi’ne yakın buluruz kendimizi, ona kötülük eden üvey kardeşlerine kızar, prens ile yollarının tekrar tekrar kesişmesini umarız. Sanki gerçekmiş gibi. İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleneceğini gördüğüm anda bilet almak için gerekli tüm hatırlatmaları yapmıştım, kaçırmamalıydım. Biliyorum ki çok fazla insan benim gibi merakla bekliyordu bu operayı. Bilet almak için pc başında beklerken yanılmadığımı da anladım çünkü normalde yarım saatte tükenen biletler 10 dakika içinde tükenmişti. Elbette bu merakın büyük olmasında eserin bilinirliğinin yanı sıra rejisör Yekta Kara ve getirdiği pop art yorum da etkili.
Masalın değişen detayları var sahnede ancak özünde aynı. Kesinlikle gidip görülesi, keyif alınası bir opera çıkmış ortaya. Sezon programında Mayıs ayında görünüyor, kaçırmayınız efendim.
Dansmavi
Bu sezon izlediğim en etkileyici gösterilerden biri oldu diyebilirim Dansmavi için. Gösteri sonrasında dışarı çıkınca farkına vardım, sanki tüm kötü düşüncelerden arınmış gibiydim. Kesinlikle iyi geldi bana.
Dansmavi, iki modern ve bir neoklasik eserden oluşturulmuş üç perdelik bir dans gösterisi. Creatures, Circle of Fifths ve Minyatür. Sanırım benim için en etkileyici olan kısım ilk bölümdü. Özellikle ikili danslar muhteşemdi. Bilet almak için verdiğim tüm çabaya değdi. Yine Mayıs programında tekrarı olacak gösterilerden, kaçırmayınız diyorum.
Cyrano De Bergerac
Tiyatro Akla Kara sayesinde izlediğim oyun. Evin salonundaymış gibi hissettiren sahnesini severim esasında ancak bu oyun daha büyük bir sahnede oynanmalı bence. Bir de karakterlerin bazılarına uygun oyuncu seçimi yapılamamış gibiydi sanki. Bunu hissettiğim karakterlere yakınlık duyamadığım için oyuna konsantre olmakta da zorlandım. Şu ana kadar bu sahnede izlediğim oyunlar arasında beğenimin en düşük olduğu oyun diyebilirim. Tabi bu değerlendirmede yüksek beklentimin de etkisi var.
Keyifli seyirler.
2 Şubat 2014 Pazar
Biraz Tiyatro
Geçtiğimiz ay izlediğim oyunlar ile ilgili yorumu yeni yazıyor olmam bloguma ve yazma amacıma saygısızlık olsa da daha fazla gecikmeden ve en önemlisi unutmadan yazayım diyor ve başlıyorum. Hem yeni yazılara sıra gelsin değil mi? Başka Sinema filmleri ve Günün Notları bekliyor köşede daha. :)
Bütün Çılgınlar Sever Beni
Arp sanatçısı Maria’nın kocası Yosif aldatıldığından şüphelenmektedir. Karısı ona göre mükemmeldir ve böyle birinin kendisi gibi birini seçmiş olması ona inandırıcı gelmemektedir. Bu şüphesinden emin olmak için yakın arkadaşı Angel’dan yardım ister. Angel, ikilinin tanışmasını sağlayan kişidir, aynı zamanda Maria’ya gizli bir hayranlık duymaktadır. Önce bu teklifi kabul etmese de Yosif tarafından planın içine itilir ve olaylar başlar.
Vakti Geldi
Sezon programı ilk açıklandığında büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Ancak sezonun ortalarında gelen yeni oyunlar yeniden umutlandırdı. Vakti Geldi de o oyunlardan biri.
Bürokrat, iş adamı ve profesör olan ancak geçmişlerinden kaçan, bu nedenle de görüşmeyen üç eski arkadaşa isimsiz mektuplar ulaşır ve aynı gece, aynı saatte bir tren garında olmaları istenir. Mektubu yazan kişi hiç tanımadıkları bir kadındır. Ve üçünün arasında sır olan, geçmişten kalan bir günün hesabını sormak için gelmiştir. Konuyu daha fazla anlatmayayım ipucu verme riski var. Ben oyunu çok sevdim, oyuncular, konu, dekor yani her şey gayet başarılı idi. Hele bir sahne vardı ki elimde olsa o anı fotoğraflamak isterdim.
O.B.E.B.
Geçen sezon izlemek için çırpındığım ancak bir türlü uygun günü yakalayamadığım bu güzel oyunu izledim. Yiğit Sertdemir, daha önce de yazdığım gibi Şehir Tiyatroları günlerinden takip ettiğim ve hem oyunculuğunu hem de yazdıklarını çok çok sevdiğim isimlerden biri. Her oyununa konusunu bile okumaya gerek duymadan gidebilirim.
Oyuna gelince, 1970’li yıllarda geçiyor. İsimlerini bilmediğimiz dört kadın hastanın, psikodrama ile merkezce belirlenmiş bir psikolog ve yardımcısı tarafından kafalarının karıştırılması ve hedeflerinin değiştirilmesini anlatıyor. Konu, oyuncular ve oyun şahane. Mutlaka zaman ayırınız efendim.
Bir İnfazın Portresi
Semaver Kumpanya oyunları izlemek istediklerimdendi. Ancak mesafeler nedeniyle fırsat bulmak kolay olmamıştı. Ekibi çok seven bir arkadaşıma yeni yıl hediyesi olarak oyunun biletini alınca kendime de almayı ihmal etmedim. Böyle güzel bir ekip ve mekanla tanışmak memnun edici.
Oyun, İnebahtı zaferini anlatan bir resim yaptırmak isteyen Venedik Cumhuriyeti yetkililerinin dönemin en ünlü kadın ressamı olan Galactia'yı ikna etmesi ve ardından yapılan resimle iki tarafın birbirine düşmesini anlatıyor. Yetkililer, zaferin coşkusunu anlatan bir resim beklerken Galactia savaşın vahşetini yansıtıyor. Öyle güçlü bir yansıma ki resmi gören askerler kendilerini savaş alanında zannediyor! Bu durumdan rahatsız olan yönetim ise sanatçının bakış açısını değiştiremediği noktada cezalandırmayı uygun görüyor!
Genel bir yorum gerekirse dört oyunu da çok sevdim. Bu nedenle hepsi tavsiyemdir.
Keyifli seyirler.
Bütün Çılgınlar Sever Beni
Arp sanatçısı Maria’nın kocası Yosif aldatıldığından şüphelenmektedir. Karısı ona göre mükemmeldir ve böyle birinin kendisi gibi birini seçmiş olması ona inandırıcı gelmemektedir. Bu şüphesinden emin olmak için yakın arkadaşı Angel’dan yardım ister. Angel, ikilinin tanışmasını sağlayan kişidir, aynı zamanda Maria’ya gizli bir hayranlık duymaktadır. Önce bu teklifi kabul etmese de Yosif tarafından planın içine itilir ve olaylar başlar.
Vakti Geldi
Sezon programı ilk açıklandığında büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Ancak sezonun ortalarında gelen yeni oyunlar yeniden umutlandırdı. Vakti Geldi de o oyunlardan biri.
Bürokrat, iş adamı ve profesör olan ancak geçmişlerinden kaçan, bu nedenle de görüşmeyen üç eski arkadaşa isimsiz mektuplar ulaşır ve aynı gece, aynı saatte bir tren garında olmaları istenir. Mektubu yazan kişi hiç tanımadıkları bir kadındır. Ve üçünün arasında sır olan, geçmişten kalan bir günün hesabını sormak için gelmiştir. Konuyu daha fazla anlatmayayım ipucu verme riski var. Ben oyunu çok sevdim, oyuncular, konu, dekor yani her şey gayet başarılı idi. Hele bir sahne vardı ki elimde olsa o anı fotoğraflamak isterdim.
O.B.E.B.
Geçen sezon izlemek için çırpındığım ancak bir türlü uygun günü yakalayamadığım bu güzel oyunu izledim. Yiğit Sertdemir, daha önce de yazdığım gibi Şehir Tiyatroları günlerinden takip ettiğim ve hem oyunculuğunu hem de yazdıklarını çok çok sevdiğim isimlerden biri. Her oyununa konusunu bile okumaya gerek duymadan gidebilirim.
Oyuna gelince, 1970’li yıllarda geçiyor. İsimlerini bilmediğimiz dört kadın hastanın, psikodrama ile merkezce belirlenmiş bir psikolog ve yardımcısı tarafından kafalarının karıştırılması ve hedeflerinin değiştirilmesini anlatıyor. Konu, oyuncular ve oyun şahane. Mutlaka zaman ayırınız efendim.
Bir İnfazın Portresi
Semaver Kumpanya oyunları izlemek istediklerimdendi. Ancak mesafeler nedeniyle fırsat bulmak kolay olmamıştı. Ekibi çok seven bir arkadaşıma yeni yıl hediyesi olarak oyunun biletini alınca kendime de almayı ihmal etmedim. Böyle güzel bir ekip ve mekanla tanışmak memnun edici.
Oyun, İnebahtı zaferini anlatan bir resim yaptırmak isteyen Venedik Cumhuriyeti yetkililerinin dönemin en ünlü kadın ressamı olan Galactia'yı ikna etmesi ve ardından yapılan resimle iki tarafın birbirine düşmesini anlatıyor. Yetkililer, zaferin coşkusunu anlatan bir resim beklerken Galactia savaşın vahşetini yansıtıyor. Öyle güçlü bir yansıma ki resmi gören askerler kendilerini savaş alanında zannediyor! Bu durumdan rahatsız olan yönetim ise sanatçının bakış açısını değiştiremediği noktada cezalandırmayı uygun görüyor!
Genel bir yorum gerekirse dört oyunu da çok sevdim. Bu nedenle hepsi tavsiyemdir.
Keyifli seyirler.
18 Ocak 2014 Cumartesi
Aralık Konserleri
Aralık ayında üç güzel konser izledim ancak yazma sırası yeni geldi. (Hiç öyle bakma blog, şu aralar seninle gerektiği kadar ilgilenemediğimin farkındayım zaten. Aklım başka yerde misafir şu aralar. Anlayışına sığınıyorum!)
Geç olsun güç olmasın mantığı ve madem buralar benim dijital günlüğüm öyleyse yazayım da hatırlamak kolay olsun bahanesini harmanlayıp başlıyorum yazmaya.
Efendim bildiğiniz üzere Aralık ayında İstanbul konser takvimi pek hareketliydi. İçinden seçtiklerim ise beni fazlasıyla memnun etti. Sırasıyla Avishai Cohen, Fallulah ve İDOB Yeni Yıl Konseri, hem kulağımı, hem ruhumu fazlasıyla doyuran ve mutlu eden konserlerdi.
Avishai Cohen, uzun süredir dinlediğim ve pek sevdiğim müzisyenlerdendir. Birkaç yıl önce farklı bir konserine gitme çabam başarısızlık ile sonuçlanmıştı. Ancak bu kez şartları zorladım ve buna fazlası ile değdi. Babylon’un sessiz konserlerinden biriydi ve arada bir böğürerek küfürler savuran bir insanımsı dışında sorun çıkartan seyirci de olmadı, herkes gayet müzikle ilgili ve mutluydu.
Bir sonraki gün ise Salon’da Fallulah’ı dinleme fırsatım oldu. Kendisinin Türkiye’de verdiği ilk konserdi yanılmıyorsam. Ancak kesinlikle devamı olacaktır. İnanılmaz bir sahne enerjisi vardı. Ayrıca gayet samimiydi. İlerleyen dönemlerde isminin daha çok duyulacağına inanıyorum. Dinlemekten çekinmeyiniz lütfen.
Aralık konserleri içinde en çok keyif vereni ise İDOB Yeni Yıl Konseri idi. İlk kez İDOB konseri izledim, ancak bundan sonraki konserlerini kaçırmamak için uğraşacağım kesin! Programda neler vardı neler, Hayvanlar Karnavalı, Carmen, Fındıkkıran ve çok daha fazlası. Bir de klasik müzik sanatçısı ile izleyicisinin iletişimine bayılıyorum. İyi ki izlemişim diyor ve bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum.
Efendim içinizin nota dolacağı güzel bir yıl ve etkinlik takvimi dileyerek bir sonraki yazıda buluşana kadar hoş kalın diyorum.
Geç olsun güç olmasın mantığı ve madem buralar benim dijital günlüğüm öyleyse yazayım da hatırlamak kolay olsun bahanesini harmanlayıp başlıyorum yazmaya.
Efendim bildiğiniz üzere Aralık ayında İstanbul konser takvimi pek hareketliydi. İçinden seçtiklerim ise beni fazlasıyla memnun etti. Sırasıyla Avishai Cohen, Fallulah ve İDOB Yeni Yıl Konseri, hem kulağımı, hem ruhumu fazlasıyla doyuran ve mutlu eden konserlerdi.
Avishai Cohen, uzun süredir dinlediğim ve pek sevdiğim müzisyenlerdendir. Birkaç yıl önce farklı bir konserine gitme çabam başarısızlık ile sonuçlanmıştı. Ancak bu kez şartları zorladım ve buna fazlası ile değdi. Babylon’un sessiz konserlerinden biriydi ve arada bir böğürerek küfürler savuran bir insanımsı dışında sorun çıkartan seyirci de olmadı, herkes gayet müzikle ilgili ve mutluydu.
Bir sonraki gün ise Salon’da Fallulah’ı dinleme fırsatım oldu. Kendisinin Türkiye’de verdiği ilk konserdi yanılmıyorsam. Ancak kesinlikle devamı olacaktır. İnanılmaz bir sahne enerjisi vardı. Ayrıca gayet samimiydi. İlerleyen dönemlerde isminin daha çok duyulacağına inanıyorum. Dinlemekten çekinmeyiniz lütfen.
Aralık konserleri içinde en çok keyif vereni ise İDOB Yeni Yıl Konseri idi. İlk kez İDOB konseri izledim, ancak bundan sonraki konserlerini kaçırmamak için uğraşacağım kesin! Programda neler vardı neler, Hayvanlar Karnavalı, Carmen, Fındıkkıran ve çok daha fazlası. Bir de klasik müzik sanatçısı ile izleyicisinin iletişimine bayılıyorum. İyi ki izlemişim diyor ve bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum.
Efendim içinizin nota dolacağı güzel bir yıl ve etkinlik takvimi dileyerek bir sonraki yazıda buluşana kadar hoş kalın diyorum.
10 Ocak 2014 Cuma
Çehov Makinesi
Çehov’un kitaplarını okumayan biri olsanız da karakterlerini bir yerlerde duymuş olabilirsiniz. En azından Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş, Vişne Bahçesi gibi birçok kez sahneye uğrayan eserlerini izlemiş olma ihtimaliniz de var. Eğer yazarın tarzına aşinaysanız ya da karakterlerini seviyorsanız, gelebileceğiniz en iyi oyunlardan birindesiniz. Ancak Çehov sizin için uygun bir yazar değilse, kitaplarını ya da oyunları sıkıcı buluyorsanız üzgünüm yanlış oyundasınız. (Oyun esnasında ya da arada çıkan seyirciler bunu ispatladı sanırım.) Ancak yazarın ve karakterlerinin hayranı iseniz muhteşem bir seyir zevkine hazır olun! Yaklaşık 2,5 saat boyunca tanıdık Çehov karakterlerinin yazarı köşeye sıkıştırmasını keyifle izleyebilirsiniz.
İki sezon boyunca tam 5 kez bilet alıp her defasında karşılaştığım bir aksilik nedeniyle gidemediğim oyuna 6.kez bilet alarak gidebildim ve bu kadar ısrara değdiğine inanıyorum. Benim için keyifli bir oyundu, umarım sizin için de öyle olur.
5 Ocak 2014 Pazar
İyi Geceler Desdemona Günaydın Juliet
Kenter Tiyatrosu'nun yeni oyunu, Shakespeare'in 450. doğum günü için bir armağan.
Constance, yıllardır terfi beklediği üniversitede asistan olarak çalışan, aynı zamanda Shakespeare üzerine tez yazan biridir. Ona göre Shakespeare’in ünlü iki tragedyası “Romeo ve Juliet” ile “Othello” aslında birer komedi olarak yazılmış ancak sonradan değiştirilmiştir. Tezle ilgili umutsuzluğa kapılıp, yazdıklarını çöpe fırlattığı bir anda kendini birden Shakespeare’in dünyası içinde bulur. Acaba tragedyalardaki soytarıyı bulup, felaketleri önlemeyi ve oyunların kaderini değiştirmeyi başarabilecek midir?
Oyunu sahnelendiği ilk hafta izledim, bu nedenle tam olarak pişmemişti diyebilirim ancak yine de keyif aldım. Bunda hem Kenter Tiyatrosu ile ilgili gönül bağım hem de Shakespeare ile ilgili olması etkili. Ancak zamanla daha da iyi olacağı kesin.
Keyifli seyirler.
Constance, yıllardır terfi beklediği üniversitede asistan olarak çalışan, aynı zamanda Shakespeare üzerine tez yazan biridir. Ona göre Shakespeare’in ünlü iki tragedyası “Romeo ve Juliet” ile “Othello” aslında birer komedi olarak yazılmış ancak sonradan değiştirilmiştir. Tezle ilgili umutsuzluğa kapılıp, yazdıklarını çöpe fırlattığı bir anda kendini birden Shakespeare’in dünyası içinde bulur. Acaba tragedyalardaki soytarıyı bulup, felaketleri önlemeyi ve oyunların kaderini değiştirmeyi başarabilecek midir?
Oyunu sahnelendiği ilk hafta izledim, bu nedenle tam olarak pişmemişti diyebilirim ancak yine de keyif aldım. Bunda hem Kenter Tiyatrosu ile ilgili gönül bağım hem de Shakespeare ile ilgili olması etkili. Ancak zamanla daha da iyi olacağı kesin.
Keyifli seyirler.
3 Aralık 2013 Salı
Midas'ın Kulakları
Apollon ile Pan aralarında hangisinin daha güçlü ve yüce olduğuna dair tartışır ancak bir sonuca varamazlar. Bu sorunu çözmek için bir yarışma düzenlenir. Yarışın galibini ise hakim olarak seçilen Kral Midas belirleyecektir.
Apollon, liri ile sadece “aklı” olanların duyabildiği ezgilerini sunarken Pan flütü ile yaydığı sesler sayesinde kendinden geçer. Yarışma sonucu Midas tarafından açıklanır, galip gelen Pan’dır. Apollon bu duruma çok sinirlenir ve ceza olarak Kral Midas’ın kulaklarını eşek kulaklarına dönüştürür. Midas, bu durumu saklamak için büyük çaba gösterir. Sırrını yalnızca berberi ile paylaşır. Ancak kimseye anlatmaması için onu tehdit eder. Berber ise bu sırrın yükü altında ezilmektedir. Bu durumdan biraz olsun kurtulabilmek için sırrı bir kuyuya anlatır. Ne de olsa kuyu kimseye söylemeyecektir. Ancak kuyudan çıkan su sazlıklara ulaşır ve esen rüzgarın etkisiyle sazlıklar fısıldamaya başlar “Midas’ın kulakları eşek kulakları”.
Önceleri durumu saklayan Midas, artık bu durumu sevmeye ve farklılığını güç olarak görmeye başlar. Halkına sırrını açıklamaya karar verir. Ancak sevinci uzun sürmez çünkü Apollon’un kendisine yeni bir sürprizi vardır.
İzlediğim en keyifli opera diyebilirim. Şu ana kadar orjinal dilinden, üst yazılı izlemeye alıştığım için Türkçe olmasını ilk önce garipsemiş olsam da ilerleyen dakikalarda gayet keyif aldım. Özellikle berber ve sazlıkların olduğu bölümleri çok sevdim(k).
Keyifli seyirler.
Apollon, liri ile sadece “aklı” olanların duyabildiği ezgilerini sunarken Pan flütü ile yaydığı sesler sayesinde kendinden geçer. Yarışma sonucu Midas tarafından açıklanır, galip gelen Pan’dır. Apollon bu duruma çok sinirlenir ve ceza olarak Kral Midas’ın kulaklarını eşek kulaklarına dönüştürür. Midas, bu durumu saklamak için büyük çaba gösterir. Sırrını yalnızca berberi ile paylaşır. Ancak kimseye anlatmaması için onu tehdit eder. Berber ise bu sırrın yükü altında ezilmektedir. Bu durumdan biraz olsun kurtulabilmek için sırrı bir kuyuya anlatır. Ne de olsa kuyu kimseye söylemeyecektir. Ancak kuyudan çıkan su sazlıklara ulaşır ve esen rüzgarın etkisiyle sazlıklar fısıldamaya başlar “Midas’ın kulakları eşek kulakları”.
Önceleri durumu saklayan Midas, artık bu durumu sevmeye ve farklılığını güç olarak görmeye başlar. Halkına sırrını açıklamaya karar verir. Ancak sevinci uzun sürmez çünkü Apollon’un kendisine yeni bir sürprizi vardır.
İzlediğim en keyifli opera diyebilirim. Şu ana kadar orjinal dilinden, üst yazılı izlemeye alıştığım için Türkçe olmasını ilk önce garipsemiş olsam da ilerleyen dakikalarda gayet keyif aldım. Özellikle berber ve sazlıkların olduğu bölümleri çok sevdim(k).
Keyifli seyirler.
2 Aralık 2013 Pazartesi
Düğün Şarkısı
Bir otel odasındayız. Önceki gece verilen partiden kalan dağınıklığın yanı sıra kenarda duran gelinlik ve damatlık çekiyor dikkatimizi. Anlatıcımız aynı zamanda gelinliği giyecek olan kadın, sevdiği ve sevildiği adamın, Achilleus’un Ophelia’sı.
Adam, aynı zamanda kadının hayran olduğu bir oyun yazarı. Sahnede Opheila’yı oynayan kadını görür görmez aşık oluyor ve hisleri karşılık buluyor. Oyunda, kadın ve adamın düğün öncesi ve sonrası hayatını dinliyoruz Ophelia’nın bakış açısından. Maalesef mutlu bir hikaye değil. Yaşadıkları değişim mutsuzluğu beraberinde getiriyor.
Tek taraflı dinlediğimiz için hikaye bizim açımızdan biraz eksik kalıyor, tamamlamak bize düşüyor. Ancak bu oyuna dair olumsuz anlamda bir eksiklik değil. Sadece diğer bakış açısını görebilmek adına bir eksiklik. Yani adamın hislerini, kadının aktardığı kadarıyla öğreniyoruz. Belki ondan da dinleyebilseydik taşlar "daha fazla" yerine oturabilirdi. Ya da belki de Civan Canova öyle güzel yazıyor ve Berrin Akhasanoğlu öyle güzel oynuyor ki biraz daha izlemek istemek bizim için gayet doğal bir histir.
Keyifli seyirler.
16 Kasım 2013 Cumartesi
Genç Werther'ın Acıları
Goethe’nin aynı isimli kitabından uyarlanan “Genç Werther’ın Acıları” isimli bale temsilini izledim geçtiğimiz hafta sonu. Gösteri öncesinde aldığım kitapçıkta yazan bilgiye göre daha önce ülkemizde de opera olarak temsil edilen bu eser bale olarak dünyada ilk kez, 2011 yılında ülkemizde gösterilmiş. Üstelik koreografisi de ilk kez bu işi üstlenen bir isme ait. Yani her şeyi ile taze bir gösteri denilebilir.
Yaklaşık 90 dakika ve iki perdelik bir gösteri. Orkestra yok, yalnızca piyano var. Bir de o piyanoya çok yakışan ve izleyenleri büyüsü altına alan piyanist Yelena Şekalyova. İlk perdede, Werther’ın karşılıksız aşkını, duygularının beraberinde getirdiği acıyı ve bundan kaçma çabasını izlerken ikinci perdede aslında bunun ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu anlıyoruz. Werther, her ne kadar şehirden ayrılsa da ne aşkından ne de getirdiği acıdan kurtulamıyor. Bunu anladığında ise dönüşü olmayan bir karar veriyor.
Profesyonel bilgi sahibi olmadığım için teknik bir yorum yapamayacağım. Ancak çok etkilendiğimi belirtmek isterim.
Keyifli seyirler.
14 Ekim 2013 Pazartesi
Herkesin Bildiği Sırlar
8 yıllık evliliğin ardından ayrılan adam ve kadın. Evde kalan eşyalarını almaya gelen kadın, deli gibi yağan yağmur nedeniyle geceyi adamın yanında geçirmek zorunda kalır. Böylelikle 8 yılın muhasebesi tek bir geceye sığdırılmaya çalışılır. Aynı olaylar adam ve kadının gözünden farklı farklı anlatılır, bazen ortak nokta yakalanır, bazen deliler gibi gülünüp halay çekilir, bazen hüzünlenilir, çoğunlukla ise kavga edilir, karşı taraf suçlanır. Gecenin ilk saatlerinde karşındakini suçlayan sözler ilerleyen saatlerde hedefi değiştirir.
Böyle bir oyun “Herkesin Bildiği Sırlar”. Kadın erkek ilişkilerine dair söylediği yeni bir şey yok zaten öyle bir iddiası da yok, adı üstünde. Ancak samimi bir oyun. İlk yarısı eğlenceli, ikinci yarısı ise hüzünlü. Oyunculuklar şahane. Sanki sahne değil de evinizin salonundaymışsınız gibi hissettiren cinsten. Sanki komşunuzun kavgasına şahit oluyormuş gibi. Belki de siz ve sevgiliniz...
İçinde iki kez duyulan güzel bir şarkıyı barındırıyor. Bir de yağmur. Öyle güzel yağıyor ki, gerçek gibi...
Şarkı için üşenmeyip tıklayınız lütfen!
12 Temmuz 2013 Cuma
Saraydan Kız Kaçırma
Mozart'ın önemli eserlerinden biri olan Saraydan Kız Kaçırma’yı 4. Uluslararası İstanbul Opera Festivali sayesinde Topkapı Sarayı avlusunda izleme fırsatı bulduk.
Konusunu kısaca özetlemek gerekirse; İspanyol soylusu Belmonte, sevgilisi Konstanze’yi kurtarmak için Topkapı Sarayı’na gelir. Konstanze, korsanlar tarafından saraya satılmıştır. Belmonte ve uşağı Pedrillo saraya girmek ve sevgilisini kaçırmak için plan yapar, bu amaç için Selim Paşa’nın kahyası Osman ile mücadele ederler.
Kaçış zamanı geldiğinde Osman ve Selim Paşa’ya yakalanırlar. Ancak Selim Paşa tarafından cezalandırılmayıp özgür bırakılırlar.
Özellikle ortam muhteşemdi, fotoğraftaki görüntünün hemen önünde, tatlı bir esinti eşliğinde opera izlemek gayet keyifliydi. Ancak organizasyon konusunda hala eksik olduğumuzu gösteren bir geceydi.
21 Nisan 2013 Pazar
Sevil Berberi
Sanatın her dalıyla ilgiliyim. Ancak -maalesef- zaman ayırma konusunda sıkıntı yaşıyorum. Haftanın 6 günü çalışınca geriye kalan günde yetişmem gereken çok fazla şey oluyor. Bu nedenle opera hep geri planda bıraktığım, görmeyi çok istediğim halde bir türlü zaman ayıramadığım bir seçenekti benim için. Ancak yakın bir arkadaşımla ortak bir opera planı için konuşmamız sonucunda -o planın iptaline rağmen- ilk adımı attım, eminim gerisi gelecek! :)
Bildiğim (ve nette okuduğum) kadarıyla Süreyya Operası, İstanbul'daki tek opera binası! Dışarıdan ne kadar güzel göründüğünü hepimiz biliyoruz. Küçük olmasına rağmen içerisi de en az dışarısı kadar hatta belki biraz daha fazla güzel görünüyor. Ayrıca çalışanları da hem yardımsever, hem güleryüzlü hem de bilgiliydi.
Gösteriye gelince;
Rossini’nin Sevil Berberi operası, Fransız oyun yazarı Caron de Beaumarchais’in Figaro teması üzerine yazdığı üçlemenin ilki olan Le Barbier de Seville temel alınarak Sterbini tarafından librettolaştırılmış(*) ve ilk kez Roma’da 1816 yılında, Teatro Argentina’da sahneye konmuştur. (Oyun kitapçığında yer alan bilgilerdir.)
Konusu ise şöyle;
İlk perde Sevil’de bir sokakta açılır. Kont Almaviva ilk görüşte aşık olduğu Rosina’yı bulmak için Sevil’e gelir. Ancak Rosina’nın Doktor Bartolo ile evlendirilmek üzere olduğunu öğrenir ve ona ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Berber Figaro da ona yardım etmektedir. İkinci perdede ise Kont ve Figaro, Rosina’nın evine girmeyi başarır. Kont kimliğini açıklayarak evlenme isteğini anlatır. Bunun üzerine Rosina, Kont ve Figaro bir plan yapar ve kaçmaya çalışır. Ancak bu esnada Basilio nikah için eve gelir, o akşam evleneceklerdir. Ancak şans aşıklardan yana olur.
Ben çok keyif alarak izledim, ancak ilk kez izlediğim ve henüz çok fazla bilgi sahibi olmadığım için tavsiye edemiyorum. Bu arada Sevil Berberi, ara dahil yaklaşık 3 saatlik bir opera. Planlarınızı yaparken bunu da dikkate alın derim.
Keyifli seyirler.
(*)Libretto, opera metni.
18 Nisan 2013 Perşembe
Sanat

Tiyatro Gerçek ile tanışmamı sağlayan oyun "Sanat". Hem ismi hem oyuncuları hem de konusu ile ilgimi çekmişti, ilk sahnelendiği günden beri fırsat yakalamaya çalıştım ancak yeni izleyebildim.
Oyunun yazarı Yasmina Reza'nın arkadaşı Serge, beyaz çizgili beyaz bir tablo alır. Oyun, bu konu üzerine olası diyalogları içerir.
Mark, Ivan ve Serge yakın arkadaşlardır. Serge, 200.000 Euro'ya bir tablo satın alır. Ancak Mark ve Ivan'a göre bir sorun vardır, çünkü tablo beyaz çizgilerden oluşan beyaz bir tablodur! Yani onlara göre değersizdir. Ancak Serge bu tablonun ressamından ötürü çok değerli olduğunu düşünmektedir ve onun tabloda gördüğü sadece beyaz çizgiler değildir.
Tabloya karşı fikirlerinin zıtlaşması ile sanata bakış açılarını, yaşamlarını ve dostluklarını da sorgulamaya başlarlar.
Bekir Aksoy, Hakan Gerçek ve Rüzgar Aksoy sahnede çok keyif alarak oynuyorlardı. Yönetmeni ise çok sevdiğim bir isim, Atilla Şendil.
Eğer "sanat" ilginizi çekiyorsa bu oyunu mutlaka izleyin derim.
Detaylı bilgi için http://www.tiyatrogercek.com/index.asp
Keyifli seyirler.
13 Nisan 2013 Cumartesi
Patron Kim
Tiyatro Ak'la Kara'da bu sezon sahnelenen tüm oyunları izledik. Artık ikinci evimiz gibi oldu. Şu ana kadar izlediğimiz tüm oyunlarında olduğu gibi bu oyundan da memnun ayrıldık diyebilirim.
İkiz erkek kardeşi Ferhat'ın yerine geçen Begüm'ün sevgilisi Furkan ile yurt dışına kaçabilmek için ihtiyacı olan parayı bulma çabasını, arka planına 80'ler ve muhteşem müzikleri de ekleyip anlatan bir oyun.
Öncelikle keyifli ve hareketli bir oyun. Karakterler çok eğlenceli. İçerisinde çok iyi seçilmiş şarkılar var. Özellikle oyuncuların dekor değiştirme sahnelerini çok sevdim ve orada kullanılan şarkıları da... Süresi yaklaşık 2,5 saat, biraz uzun ama sıkılmıyorsunuz. Bu nedenle tavsiye edeceğim oyunlardan biri.
Detaylı bilgi için; http://www.tiyatroaklakara.com/urun.asp?urun_id=84
Keyifli seyirler.
İkiz erkek kardeşi Ferhat'ın yerine geçen Begüm'ün sevgilisi Furkan ile yurt dışına kaçabilmek için ihtiyacı olan parayı bulma çabasını, arka planına 80'ler ve muhteşem müzikleri de ekleyip anlatan bir oyun.
Öncelikle keyifli ve hareketli bir oyun. Karakterler çok eğlenceli. İçerisinde çok iyi seçilmiş şarkılar var. Özellikle oyuncuların dekor değiştirme sahnelerini çok sevdim ve orada kullanılan şarkıları da... Süresi yaklaşık 2,5 saat, biraz uzun ama sıkılmıyorsunuz. Bu nedenle tavsiye edeceğim oyunlardan biri.
Detaylı bilgi için; http://www.tiyatroaklakara.com/urun.asp?urun_id=84
Keyifli seyirler.
31 Mart 2013 Pazar
Ceylan Ertem
Ceylan Ertem, sevgili Ceren ve blogu sayesinde tanıştığım ve çok sevdiğim seslerden biri. Hatta üşenmedim baktım Ceren'in şuradaki 2010 tarihli yazısında görmüşüm.
Dinledikten sonra vazgeçmek mümkün değil tabi, Ütopyalar Güzeldir albümünü ve diğer şarkılarını canlı dinlemek için konser tarihlerini takip ediyordum ancak akşam vardiyasında olmamdan dolayı bir türlü uygun tarih yakalayamadım.
Ancak geçtiğimiz Cuma günü Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde Sezen Aksu Tribute konseri vardı, izinli olmamdan dolayı bu fırsat kaçmaz dedik ve aldık biletlerimizi.
Ceylan Ertem, sahnede çok enerjik ve sempatik. Tavırları çok doğal, arkadaşları ile iletişimini izlemek bile keyifliydi.
Yanlış anımsamıyorsam 2 tanesi Murat Çopur tarafından seslendirilmek üzere toplam 19 şarkı çaldılar. Hepimizin mutlaka bir anısına eşlik etmiş Sezen şarkıları; Güllerim Soldu, Vazgeçtim, Onu Alma Beni Al, Kalbim Ege'de Kaldı, Tutsak, Kolay Değil, sözlerinin büyük kısmının beni anlattığına inandığım Adem Olan Anlar :) ve uzun süredir dinlemediğim hatta beynimin tozlu raflarında unutulmuş olan Lunapark...
Her ne kadar uzun süresine rağmen yorgunluğumu kat be kat artırmış olsa da kulaklarımıza ve bize çok iyi gelen bir konser oldu.
25 Mart 2013 Pazartesi
Kırmızı
Devlet tiyatrolarında geçen sene izlemek istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım, ressam Mark Rothko ile ilgili bir oyun. Ünlü bir restaurant için verilen resim siparişini hazırlarken yardımcı olması amacıyla yanına bir asistan alması, resimlerin yapılış süreci ve bu süreçte asistanı ile resim, sanat, edebiyat ve müzik üzerine yaptığı sohbetlerden oluşuyor.
Dekor, özellikle de pencere kısmı çok başarılı. Dört mevsim teması çok iyiydi. Müzik, oyuna çok yakışmıştı, özenle seçildiği belli. Metinde geçen ışık oyunları ile ilgili kısım ve sonrasındaki ışık oyunları da keyifliydi.
Resim ile ilgilenen, edebiyatı seven, klasik müzikten hoşlanan, tiyatroda sadece kahkaha aramayan herkesin çok büyük keyifle izleyebileceği bir oyun.
Bir de çay gibi demlendikçe tadı artan bir oyun, üzerine düşündükçe daha fazla anlaşılır ve keyif veren bir hal aldı.
Keyifli seyirler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
