Efendim merhabalar.
Gaz verenim sağolsun bir şunu yedik buraya gittik yazısıyla daha karşınızdayım.
Bugün rotamız Beşiktaş idi. Muhtemelen bunun için mi bu kadar tantana ediyorsun diye geçti içinizden gözümden kaçıyor sanmayın ama geçmesin çok ayıp! Hem çok da güzel bir gündü!
Güne sıkı bir kahvaltı ederek başladık. Daha önce bir yazımda yılın ilk günü tesadüfen bulduğumuz yer olarak bahsetmiştim. (Yazar burada eski yazıyı aramaya üşendiği için uzun bir cümle kurmak ve parantez içi açıklama yapmak zorunda kalıyor.)
Aman efendim pişiler mi dersin, patatesler mi, çeşit çeşit peynirler mi? Hepsi pek güzeldi. Bir de mekana henüz birkaç kez gitmiş olmamıza rağmen bizi tanımaları ve şekersiz çay içtiğimizi bilmeleri çok hoşuma gidiyor. Bunlar güzel şeyler. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Mephisto’ya uğrayıp kitaplara bakındık. Evet doğru tahmin ettiniz ben yine içi kitap dolu bir poşetle çıktım dışarı. Canım Etgar Keret’in ve henüz kitaplarıyla tanışma fırsatı bulamadığım ama çok merak ettiğim Sezgin Kaymaz’ın yeni kitabını aldım.
Sonrasında istikametimiz Resim Müzesi idi. Daha önce Deniz Müzesi’nde fazla zaman harcadığımız için giremediğimiz ama çok merak ettiğimiz bir müzeydi. Bugünü oraya ayırdık. Önce bahçesinde gezinip biraz fotoğraf çekip ardından Boğaz manzarası ve vapur sesleri eşliğinde dinlenip enerji depoladık. Sonrasında ise müzeyi gezdik. Efendim müze çok güzel, içindeki resimler enfes, özellikle bir ressamın eserleri ile tanışıp çok sevdik, adı Ivan Konstantinoviç Ayvazovski. Daha önce resim müzesinde ismini bile bilmeden bir resmini çok beğenip ayracını almıştık. Bugün çok daha fazla eserini görme şansımız oldu. Elbette bütün müze sadece bir ressamın eserlerinden oluşmuyor ama favorimiz olduğu için özellikle yazmak istedim.
Müzenin kafesi ve hediyelik eşya mağazası da var. Ürünler çok çeşitli değil ama elimiz boş çıkmadık. Resimlerine bayıldığımız ressamın birkaç eserinden oluşan bir kartpostal defteri vardı hiç düşünmeden aldım elbette! Kafesi de pek sakin ve bahçe gibi manzarayı gören tarafta. Burada oturup kahvelerimizi içerek dinlendik.
Müze ile ilgili tek olumsuz yorumum olacak o da çalışanları! Güvenlik görevlileri güvenlik işinin sanırım sadece fotoğraftan ibaret olduğu düşünüyorlar. Gerçi bu konuda bile pek başarılı değiller. Elinde telefon ile fotoğraf çeken onca insan varken boynumuzda asılı Canon yüzünden bizi hedef aldılar! Sürekli ve azarlar tonda fotoğraf çekmenin yasak olduğunu dile getirdiler. Bu yine neyse diyerek geçtiğimiz bir olay ama alt kattaki abimiz işi biraz daha ileriye götürüp, muhteşem İngilizcesi ile bizi resimlere yaklaştığımız taktirde çalacak olan ve polis alarmı olduğunu belirttiği aletlerle korkuttu! Eee polis gelirse ne olur ve resimleri çantaya mı tıkıştırıyor ya da üzerine ismimizin harflerini mi kazıyoruz şeklindeki sorularımız ise yanıtsız kaldı! Ayy yine sinirlendim. Neyse diyerek geçelim bu konuyu. Bunun dışında kesinlikle çok keyifli bir geziydi.
Efendim benden haberler böyle, gelecek yazıda görüşelim.
SERGİ/MÜZE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SERGİ/MÜZE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2016 Pazartesi
27 Ocak 2014 Pazartesi
Anish Kapoor İstanbul'da
İlk olarak Aralık ayında gitmeye karar vermiş ancak bazı aksilikler nedeniyle gidememiştim. Serginin süresi uzatılınca şansı kaçırmamak gerek diyerek bir Pazar günü çıktım yola. Daha gitmeden, sergiyi görmek için bu kadar çaba harcamadan biliyordum benim sevdiğim tarzda bir sergi olmadığını, çünkü bildiğim eserleri bana hitap etmiyor. Ancak bu durum sergiyi görme isteğimin önüne geçemez. Sergiden çıktığımda da düşüncem değişmedi.
Eserlerinin -bence- ortak noktası, izleyicisi üzerinde bıraktığı duygu yani onlara dokunma isteğiydi. Özellikle sergi fotoğraflarında da görülen eserleri insanda bilinmeyen kısma ulaşma isteği yaratıyor. Sanki orada Alice'in harikalar diyarı saklıymış gibi! Sergiden birkaç gün sonra arkadaşımın okuduğu bir habere göre sanatçının amacı da buymuş, belli ki amaca ulaşmış.
Eserlerinin -bence- ortak noktası, izleyicisi üzerinde bıraktığı duygu yani onlara dokunma isteğiydi. Özellikle sergi fotoğraflarında da görülen eserleri insanda bilinmeyen kısma ulaşma isteği yaratıyor. Sanki orada Alice'in harikalar diyarı saklıymış gibi! Sergiden birkaç gün sonra arkadaşımın okuduğu bir habere göre sanatçının amacı da buymuş, belli ki amaca ulaşmış.
13 Temmuz 2013 Cumartesi
Oryantalizmin 1001 yüzü ve Geçmişten Günümüze Yelpaze
Edward Said, 1978’de yayınladığı Orientalism adlı kitabında Oryantalizmi Batılı kimliğin oluşumunda kilit rol oynamış yaygın ve tutarlı bir kültürel söylem olarak inceledi. Bu söylem Doğu’yu masalsı, geçmişe hapsolmuş, şiddet ve bağnazlıkla dolu bir “karşıt dünya” olarak kurguluyordu.
“Oryantalizmin 1001 Yüzü” sergisi, Said’in düşünsel mirasına saygıyla yaklaşmakla beraber, ilhamını yakın dönemde Oryantalizm konusunda süregelen yeni tartışmalardan alıyor. Burada benimsenen yaklaşım, Oryantalizmi sadece Batılı “merkez”in denetimi altındaki yekpare, kültürleri iki kutba ayıran bir söylem olarak görmek yerine bu olguya Avrupa bağlamının dışından da bakabilmeyi, çoğul, farklı, bazen de çelişkili yüzlerini ayrıştırmayı hedefliyor.
Yukarıdaki paragraflar Oryantalizmin 1001 yüzü sergisinde yer alan tanıtım metnindendir.
Sergi, ansiklopediler, kitaplar, kıyafetler, arkeolojik kalıntılar, heykeller, fotoğraflar ve resimlerden oluşuyor. Özellikle arkeolojik bölümde, örneklerin çok fazla olmamasına rağmen çok uzun süre kaldığımızı belirtebilirim. En sevdiğimiz kısım da burasıydı. İki katın tamamını yaklaşık 2,5 saatte gezmiş olmamız da yine her notu okuma ve bazı notlar alma merakımızla ilgili olabilir. :)
Diğer sergiye gelince, en güzel kısmı Atlı Köşk’ün içinde olması! Normalde yelpazeler çok ilgimi çekmiyor ancak köşkün içini çok merak ettiğim için gezdik. Her ne kadar ilgim olmasa da her bir yelpazenin ayrı bir sanat eseri gibi olduğunu belirtmeden geçemem, haksızlık olur. Hepsi çok çok güzeldi.
Sergilerden sonra mutlaka müze mağazasına uğrayıp hediyelik alırdım ancak bu sergide seçenek yok denecek kadar azdı maalesef, bu anlamda elim boş döndüm.
Oryantalizmin 1001 yüzü sergisi 11 Ağustos’a kadar devam edecek, ilginizi çekiyorsa mutlaka gidin derim.
Sergiden çıktıktan sonra aşağıya merdivenlerden değil de normal yoldan inmenizi tavsiye ederim. Her seferinde üstteki fotoğrafta da görünen bu güzelliği izleyebilmek için o yolu kullanıyorum. Ardından da Emirgan Sütiş’in manzarasına doya doya bir çay içilir bence! :)
25 Şubat 2013 Pazartesi
Masumiyet Müzesi
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Sanırım beş yıl kadar önceydi, kitap çıkalı çok uzun süre olmamıştı. Yazarın diğer kitapları ile aram çok iyi olmasa da merakıma yenik düşüp aldım. Hatta serviste bir arkadaşımla aynı günlerde okuyup bitirdik. Bazen sıkıldım, bazen kızdım ama çoğunlukla etkilendim Füsun ile Kemal'den. Ancak en çok Kemal'in tutkusundan. Sigara izmaritleri dahil Füsun'a ait eşyaları biriktirecek hatta bunu yapabilmek için çalacak kadar büyük bir tutkuydu.
Kitabı okuduktan uzun bir süre sonra müzenin açıldığını öğrendik. Bloglarda gidenlerin yorumlarını okudum, müzenin fotoğraflarına baktım. Merakım arttı, gidip görmek için planlar yaptım ancak her defasında bir aksilik yaşadım. Elbette herşeyin bir zamanı vardır. Tamamen farklı bir plan için yola çıkıp kendimizi müzede buluşumuz başka ne ile açıklanabilir?
İstiklal Caddesi'nin Cumartesi kalabalığına karıştık. Sonrasında ise ara sokaklar. Çukurcuma müzeden önce bir önsöz gibi, antikacılar, kediler, eski evler, dar sokaklar...
Kitaplarımızı getirmediğimiz için biletlerimizi alıp girdik içeri. Giriş katında bir duvar dolusu sigara izmaritleri ve beni çok etkileyen şu söz karşıladı bizi "onlar yoksulluğun para kazanmakla unutulacak bir suç olduğunu sanacak kadar masum insanlardı." Sigara izmaritlerinin altında notlar vardı. O günü, o anı hatırlatan küçük mesajlar.
Birinci kata çıktığımızda karşımıza gelen ilk hatıra Füsun'un tek kalmış kelebek küpesiydi. Belki de en çok görmeyi istediğim hatıra. Kitaptaki bölümlere uygun raflar yapılmış, içerilerinde ise yine kitapta anlatılan nesneler vardı. Her ne kadar okuyalı uzun süre olsa da gördüğüm herhangi bir nesne kitaptaki bir cümleyi, bölümü getirebiliyordu aklıma. Tüm katları gezdik, en üst katta Kemal'in odası, Orhan Pamuk'a ait kitabın yazımı esnasında kullanılan kalemler, notlar ve yine kitapta çok etkilendiğim bir cümlesi karşıladı bizi. Tekrar alt kata inip müze mağazasına uğradık ve hiç düşünmeden aldım kelebek küpelerden bir çiftini.
Müzede gördüklerimizin etkisi hala üzerimizdeyken çıktık dışarı. Aklımız başka bir zaman ve mekandaydı biz başka...
"Kırılan kalbin acısının ve küskünlüğünün kimseye yararı yok."
28 Kasım 2012 Çarşamba
Monet'nin Bahçesi
Bulutlu ve rüzgarlı bir sonbahar gününde düştük yollara. Amacımız hem Monet sergisini görmek hem de güzel bir İstanbul günü yaşamaktı. Her zamanki güzergahımı kullandım bu kez arkadaşımı da Beykoz'a kadar sürükleyerek :) Deniz havası alıp güne başlamak iyi geldi tabi ikimize de.
Sergi şansımıza çok kalabalık değildi o gün. Biletlerimizi alıp başladık gezmeye. Çoğunluğu olgunluk dönemine ait eserlerden oluşan bir sergiydi. Ancak özellikle bir resim vardı ki sergi benim açımdan o resmi görmemi sağladığı için bile muhteşemdi!
Pourville Kumsalı. Resme bakarken dalgaların sesini duyduğumu söylesem deli olduğumu düşünür müsünüz acaba? Hı hı ben de öyle düşündüm. Ama inanın duydum!
Sergiyi gezmemiz gayet uzun sürdü çünkü tüm anlatılanları tek tek dinledik. Ardından müze mağazasına uğradık, birer nergis temalı gözlük kabı, bir sürü kartpostal ve kitap ayracı aldık. Ancak müsadenizle 4 tl olan kartpostal fiyatına "yuh" demek istiyorum.
Sergi şansımıza çok kalabalık değildi o gün. Biletlerimizi alıp başladık gezmeye. Çoğunluğu olgunluk dönemine ait eserlerden oluşan bir sergiydi. Ancak özellikle bir resim vardı ki sergi benim açımdan o resmi görmemi sağladığı için bile muhteşemdi!
Pourville Kumsalı. Resme bakarken dalgaların sesini duyduğumu söylesem deli olduğumu düşünür müsünüz acaba? Hı hı ben de öyle düşündüm. Ama inanın duydum!
Sergiyi gezmemiz gayet uzun sürdü çünkü tüm anlatılanları tek tek dinledik. Ardından müze mağazasına uğradık, birer nergis temalı gözlük kabı, bir sürü kartpostal ve kitap ayracı aldık. Ancak müsadenizle 4 tl olan kartpostal fiyatına "yuh" demek istiyorum.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Rembrandt ve Çağdaşları - Bir Ülke Değişirken


Başladığı günden beri neredeyse her haftasonu gitmeye çalıştım ancak süresinin uzatılması sayesinde yakalayabildim. Eğer fırsat bulabilirseniz yarın mutlaka ziyaret edin ve resimlerdeki ışık oyunlarını keyifle izleyin.

Ssm'ye kadar gidip diğer sergiyi gezmemek olmazdı. Türk resimlerinden bir seçki. Çok fazla fikir sahibi olmanızı sağlamaz belki ama görmeli.
Sergiler çok özenli ve keyifli ancak sergi ile ilgili hediyelikler pahalıydı. Bir kitap ayracı 4 tl ve çok fazla çeşit yoktu. Van Gogh sergisinde 1 tlye alabiliyorken ve birçok çeşit varken burada biraz mutsuz olmadım desem yalan olur. Yine de 2 çeşit aldım tabi. Birkaç farklı ürün daha beğendim ama Müzekart+ indirimi geçerli olmadığı için almaktan vazgeçtim. Daha fazlasını alabilmeyi çok isterdim.

Küçük bir öneri, sergiden çıktıktan sonra hemen yan tarafta yer alan Sütiş'i mutlaka ziyaret edin. Çok keyifli, hareketli bir ortam ve güzel bir manzarası var.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Van Gogh Alive
"Önce resim yapmayı düşlüyorum, sonra da düşlerimi resimliyorum."
Birkaç yıl önce, şu an hala çalışmakta olduğum işyerine girince binanın içindeki YKY mağazasına sorduğum ilk kitaptı sanırım "Theo'ya Mektuplar". Maalesef stoklarda yoktu ve yeni basımı da yapılmamaktaydı. Beklemem gerekti ama sabrımın hediyesini aldım. Kitap yeniden basıldı, hemen aldım ve kısa sürede okudum. Her zaman ilgimi çeken bir sanatçının cümleleri, düşünceleri ve kardeşine kendini anlatmaya çalışması beni çok etkiledi. Kitaptan birkaç yıl sonra ise birileri bu sergiyi akıl etti. (Teşekkürler.)
Serginin başladığı tarihlerde gitmeyi çok isterdim ancak bir türlü fırsat olmadı. Bu hafta gidebildim. Haftaiçi bütün olumsuz koşulları bir kenara atıp yola çıktım. Önce vapur keyfi yaptım, ardından bloglarda ve ekşi sözlükte bolca eleştirilen sergiye ulaştım.
Sergi alanı, karanlık bir salon ve dev ekranlardan oluşuyor. Görüntüler ve müzik çok uyumlu ve etkileyiciydi. İki kez izledim, bir kez izlemek yetmedi bana. Çıkışta sergi dükkanından gözümü gönlümü açan bir sürü kartpostal ve kitap ayracı aldım. Sergiye gitmeden birkaç gün önce Canon'um bozulduğu için küçük bir digital makine ile gittim ama serginin tam ortasında o da bozulduğu için sadece uyduruk telefonumla birkaç kare çektim, hatıra niyetine.
Benim için kesinlikle büyüleyiciydi. Karşılaştırabileceğim benzer bir sergisini görmediğim içindir belki...
Not: Sergiye giden insanların görüntüleri izlemek yerine sürekli fotoğraf çekme telaşı nedendir ? Hem de yasak olmasına rağmen bolca flaş kullanarak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
