2 Nisan 2017 Pazar

Mart Notları

Her ay, gelecek yazının daha umut dolu ve keyifli olmasını umarak yazıyorum ancak günler geçtikçe kötüye gidiyor her şey. Girişten anlaşılacağı üzere bu ay da pek parlak haberlerim yok. Gittiğimiz birkaç etkinlik var özellikle ayın ilk haftalarında ancak sonrası bir anlamda ev hapsi gibi. Bazen kendimi tutup olumsuzlukları yazmamaya çalışıyorum ama olmuyor. Hem burası benim günlüğüm değil mi? Hadi o zaman iyisiyle kötüsüyle ayın özetini geçelim.

- Mart ayında birkaç tane tiyatro biletimiz vardı ancak maalesef sadece bir tanesini izleyebildik, Ankara Dt'nin turne kapsamında İstanbul'da oynadığı Yeraltından Notlar. Oyunculuklar çok başarılıydı, bir yerlerde yakalama fırsatınız olursa mutlaka izleyin derim.

- Başka Çarşamba sayesinde Jim Jarmusch'un 2003 yapımı filmi Coffee and Cigarettes'i izledik sinemada. Yıllar önce izlemiş ve sevmiştim ama perdede izlemek kesinlikle çok daha keyifliydi.

- Yine Başka Sinema sayesinde festivalde kaçırdığımız It's Only the End of the World'ü izledik. Xavier Dolan'ın diğer filmlerine bayılan biri olarak bu filmi çok sevdiğimi söyleyemem.

- Kanlıca'da temiz hava, bol kitap sezonumuzu açtık. Artık ikinci evimiz haline gelen çay bahçesinde kulaklığım, kitabım ve kahvemle birlikte kısa süre sonra gelecek ve içinde sevgilinin de olduğu vapuru beklemek en büyük keyiflerimden biri. Fotoğraf da öyle bir günden kalma.

- Bu ayın uzun süredir beklenen etkinliği İstanbul Opera Orkestrası ve David Garrett konseri idi. Biletini haftalar önce almıştık. Kısa ancak keyifli bir konser oldu. Her konserde olduğu gibi telefonunu kapatmayıp sürekli sosyal medyada gezinenler, bütün konseri kayda alanlar ve durmadan konuşanlar bu konserde de rahat durmadılar. Ne desem boş!

- Süreyya Operası'nda Kahve Kantatı'nı izledik. Kesinlikle tavsiye ederim, gelecek sezon sahnelenirse kaçırmayın.

Mart ayının ilk iki haftası böyle geçti. Sonrası dediğim gibi evde, günün büyük kısmında sıkıntı ve ağlama modundaydı. Önceki aylarda hep daha keyifli bir yazı umuduyla bitirdim yazıları ama olmadı. Bu kez hiçbir şey ummuyorum.

3 Mart 2017 Cuma

Şubat Notları


Az etkinlik, bol sıkıntı içeren bir ay daha geride kaldı. Aslında yazılacak çok şey yok ama olanları es geçmemek adına buradayım.

- Şubat ayının en fazla beklenen etkinliği !f İstanbul'du. Ancak yalnızca AVM içinde yer alan ve bizim uzun süre önce protesto edip gitmeyi bıraktığımız o zincir sinema salonlarında olması ve gidebileceğimiz seanslarında film başına belirlenen 22 TL bilet fiyatı nedeniyle festival planlarımızın üzerini çizip alternatif planlar yaptık.

- Bu ay iki oyun izledim. Bunlardan biri Bakırköy Belediye Tiyatrosu tarafından sahnelenen Gülünç Karanlık diğeri ise Devlet Tiyatroları oyunu olan Giydirici idi. Gülünç Karanlık, uzun süredir peşinde koştuğumuz oyunlardan. Bunun sebebi uyarlandığı kitap ve bu kitaptan esinlenerek çekilen filmi sevmemiz ancak oyun için aynı şeyi söyleyemem. Maalesef aradığımı, beklediğimi bulamadım. Bunun yanı sıra iki saatlik süresine rağmen tek perde oluşu da oyundan uzaklaşmaya sebep olabiliyor. Giydirici ise su gibi akıp giden bir oyundu.

- Çeşitli festivallerde seansları uymadığı için kaçırdığımız filmleri Başka Sinema sayesine izledik yine. Manchester By the Sea, The Salesman ve Moonlight bu ayın filmleriydi. Üçünü de sevdim ancak ilki bir adım önde sanırım benim için. Mart ayının filmleri de açıklandı. Paterson, Neruda ve It's Only the End of the World merakla beklenenler listesinde ilk sıralarda.

- İstanbul Film Festivali için gün saymaya başladık. Şartlar gereği daha kısıtlı bir liste yapacağım ama yine de sabırsızlıkla bekliyorum.

- İstanbul Müzik Festivali programı açıklandı. Gözüme çarpan birkaç konser var ama şimdilik zor görünüyor.

- O değil de az önce sözlükte okudum, Tarkan NY konseri sonrası yaptığı bir paylaşımda yazım hatası yapmış. Tanıyanınız varsa söylesin 3 aylık işsiz Sosyal Medya Uzmanıyım ve şartlarda anlaşırsak hemen işe başlayabilirim!

Şubat Notları ayın kendisi gibi kısa oldu, Mart ayının notlarında uzun uzun gevezelik etmek dileğimle!

5 Şubat 2017 Pazar

Ocak Notları

Aslında Ocak ayına dair yazacak çok fazla etkinlik yok ama buraların boş kalmasını da istemedim. (Sevgilisinin kendisinden önce blog yazısı yazmasını kıskandı!) Ocak ayında hava koşulları ve grip gibi aksilikler nedeniyle çoğunlukla evdeydik. Bol bol dizi izleyip, kitap okuyarak ve UNO oynayarak zaman geçirdik. Dışarı çıktığımızda da genelde kahve içme peşindeydik.

Ocak ayında okuduğum iki güzel kitabı paylaşmak isterim. İlki Kazancakis’ten Zorba diğeri ise Persepolis. Zorba uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi. Hem sevgili hem de ben bol bol altını çizerek okuduk kitabı. Sırada film var en kısa sürede izlemek istiyoruz. Persepolis ise birkaç yıl önce filmini izleyerek haberdar olduğum kitaplardan. Uzun süre aradıktan sonra nihayet Kadıköy’de bulup hemen okudum. Kesinlikle tavsiye ederim.

Bu aralar evde kahve yapmaya başladık, sevdiğimiz kahvecilerden çekirdek kahve alıp deniyoruz. Çekirdekleri öğütmek, kahvenin demlenmesini beklemek ve sonra keyifle içmek her gün sabırsızlıkla beklediğimiz anlardan.

Ocak ayında sadece bir kez film izledik sinemada. La La Land, caz müziği başrole almış bir film. Biz keyif aldık ama sevmeyeni de çok sosyal medyada gördüğüm kadarıyla.

Süreyya Operası’nda Schubert’in eseri Winterreise’ı dinledik. Piyano ve solistler çok iyiydi. Uzun zamandır böyle dinlendirici ve sakin bir konser izlememiştim. Çok iyi geldi.

Bir de bol bol iş ilanlarına baktığım bir ay oldu ve evet hala işsizim.

Şimdilik haberler bunlar, bir sonraki yazının daha keyifli ve dolu olması dileğimle!

30 Aralık 2016 Cuma

Özetle 2016

En sevdiğim şeylerden biridir Aralık ayında o yılın bütününe dair yazmak. Bu yıl maalesef iyi geçmedi ama bütünüyle kötü de değildi, o nedenle güzel şeyleri hatırlamak için yazalım bu yazıyı.

Bu yıl huzursuz geçirilen günlerle doluydu. Küsüp giden arkadaşlar oldu, küsüp küsmediğini bilmediğim herhangi bir açıklama yapmadan gidenler oldu.

Sadece 9 oyun izledik, bu benim şu ana kadar bir yıl içinde yakaladığım en düşük sayı sanırım, 106 kitap okudum, perdede 34 film izledik evde daha fazlasını, yeni kafeler bulduk sık sık, yüzlerce fincan çay ve kahve içtik, defalarca hastane koridorlarında dolaşıp sonuç bekledik, yüzlerce damla gözyaşı döktüm, bir damla gözyaşıma kıyamayan ve sarıp sarmalayan bir adam elimi tuttu ve şükür hala da tutuyor, şans oyunları oynadım ve her defasında hayal kurdum ama hiçbiri olmadı, kavgalar gördüm, barış umdum ama umduğumu bulamadım, bir de işten ayrıldım.

Evet yılın kabaca özeti buydu. Güzel detaylara geçelim artık.

OCAK

- Doğum günümün olduğu ay o yüzden her zaman kredisi yüksek. 2016’da yaşadığım en güzel günlerdendi 6 Ocak.
- Tiyatroda sadece bir oyun izledik, ŞT’den Kısasa Kısas.
- Sinemada iki film izledik, The Hateful Eight ve The Revenant.
- İstanbul Modern sergilerini gezdik. Karlı bir gündü ve müze öncesinde yol üstünde kartopu oynamıştık, çok keyifliydi.
- Kışın ada keyfini yaşamak ve nefes almak için Büyükada turu yaptık.
- Kardeşimle sevgilimin tanışması da Ocak ayında olanlardan.

ŞUBAT

- Fotoğraf çekmek için günübirlik Sapanca gezisine katıldık. Fakat beklediğimiz kadar güzel değildi.
- Ifistanbul sayesinde iki film izleyip festival havası aldık. Filmlerden biri Serçeler diğeri Yeniden Başla idi.
- İstanbul Deniz Müzesi’ni gezdik. Çok keyifliydi. Aynı zamanda İstanbul’da gördüğüm en kapsamlı müze mağazası buradaydı.
- Tiyatroda bir oyun izledik, Ferhangi Şeyler.

MART

- Çoğunlukla Kanlıca’da geçirdiğimiz aylardan biriydi. Sanırım biraz sakinliğe ihtiyaç duymuşuz.
- Sinemada sadece bir film izledik, Batman vs Superman.
- Salon İKSV’de The Dears konserini izledik.

NİSAN

- Daha ilk gününde Ane Brun konserine gittik, keyifli geçeceği ilk günden belliymiş.
- Heybeliada’yı gördük, adadaki en güzel mekan olan Luz Cafe’de keyif yaptık.
- Festival’de birbirinden güzel filmler izledik. (Florida, Apartman Hikayeleri, Hitchcock/Truffaut, Ben Belfast’ım, Aziz Jan, Bir Kadın Bir Erkek, Şehrin Şarkısı ve Brooklyn)
- Festivalde film aralarında bol bol çay ve kahve keyfi yaptık. Tek başıma yapmaktan da hep keyif alırdım, sevgilim de ortak olunca çok daha keyifli oldu.
- Milli Saraylar Resim Müzesi’ni gezdik.

MAYIS

- Tiyatroda festival sayesinde bir oyun izledik, Aslan Asker Şvayk.
- Nefes alma ve fotoğraf çekme amacıyla Poyrazköy ve Sarıyer turları yaptık.
- Diğer günleri ise yine Kanlıca’da neredeyse ikinci evimiz haline gelen çay bahçesinde geçti.

HAZİRAN

- Ayın tek önemli ve sabırsızlıkla beklenen olayı Sigur Rós konseriydi sanırım.
- Sinemada iki film izledik, Belgica ve Me Before You.
- Fotoğraf çekmek için vapurla Anadolu Kavağı turuna katıldık, sıcağa rağmen keyifliydi.
- Diğer günler aynı Mayıs ayında olduğu gibi sakin geçti.

TEMMUZ

- Uzun yıllar sonra ilk kez piknik yaptık.
- Sinemada The BFG, Remember ve Jason Bourne izledik.
- Sıcağın etkisiyle genelde huysuz ve hareketsiz geçen bir aydı.

AĞUSTOS

- Yılın kredisi yüksek diğer aylarından biri. Hem sevdiceğin doğum günü hem de onunla tanıştığımız gün bu ayda. İki özel günü de keyif, aşk, huzur ve kahkaha dolu geçirdik şükür. Ayın diğer günleri ne kadar sıkıcı ise bu iki gün tam tersi hareketliydi.
- Sinemada Cafe Society izledik.
- Fotoğraf çekmek ve nefes almak amacıyla Kuzguncuk ve Gülhane turları yaptık.

EYLÜL

- Sinemada Finding Dory ve Muhteşem Yedili izledik.
- Büyükada gezisi yaptık bir kez daha.
- Ayın favori etkinliği Koç Müzesi’ni gezmekti. Tabi öyle büyük ve dolu bir müzeyi bir günde gezip bitirmek mümkün olmadı, tekrar gitmeyi düşünüyoruz.

EKİM

- Daha ilk gününde tiyatro sezonunu açtık ve Moda Sahnesi’nde Torun İstiyorum isimli oyunu izledik. İzlediğimiz diğer oyun ise DT’den Profesyonel idi.
- Sinema açısından da oldukça hareketliydi. Festival ve Başka Sinema sayesinde güzel filmler izledik. Elveda Berlin, Little Men, I Daniel Blake, Pastoral Amerika, Swiss Army Man, Frantz, Three Generations ve Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları ayın filmleriydi.
- Kahve Festivali’ne gittik. Yorucu ama keyifliydi.
- Burgazada ve Ağva gezilerinde hem kafa dinledik hem de fotoğraf çektik.
- Foto İstanbul tarafından düzenlenen “Dur ve Bak!” isimli sergiyi gezdik.

KASIM

- Ayın ilk filmi festivalde kaçırdığımız Julieta idi, çok güzeldi. Bir diğer izleyip bayıldığımız film ise Arrival oldu. Bir de Başka Sinema kapsamında Albüm’ü izledik.
- Tiyatroda iki oyun izledik. Tiyatroadam’dan İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? ve ŞT’den Aldatma.

ARALIK

- DT’den Erkek Parkı ve ŞT’den Hayal- Temsil’i izledik sahnede. Özellikle Hayal-i Temsil muhteşemdi.
- Salon İKSV’de Emiliana Torrini konserini izledik. Enerji dolu bir konser oldu iyi geldi.
- Sinemada Allied ve Rouge One: A Star Wars Story izledik.
- Ayın önemli olayı ise işten ayrılmam oldu. Şu an işsizim.

Yeni yıl için en önemli ve ihtiyaç duyduğum dileğim huzur ve sağlık. Gerisi bir şekilde geliyor sanki.
Mutlu yıllar olsun!

10 Aralık 2016 Cumartesi

Hızlandırılmış Kasım Notları

Artık ne kadar tembel olduğumu bildiğinize göre o kısmı geçerek başlıyorum Kasım notlarına. Biraz sıkıntılı, sancılı, hastalıklı bir ay geride kaldı şükür! Aralık ise güzel başladı ve umarım böyle devam eder. Tüm sıkıntılara rağmen sevdiğimiz şeylere, imkanları zorlayarak da olsa zaman ayırdık elbette.

Başımızın tacı Başka Sinema sayesinde iki film izledik. İlki çok merak ettiğimiz ve seansı uymadığı için Filmekimi’nde kaçırdığımız Julieta diğeri ise Albüm’dü. Julieta enfes ve hüzünlü bir tat bıraktı, kesinlikle tavsiye ederim. Albüm için ise hislerim karışık. Yönetmen güzel noktalara değinmiş ancak sanki anlatmak istediği her şeyi, vermek istediği tüm mesajları tek filme sığdırmaya çalışmış gibi bir his bıraktı bende.

Fotoğraf Rexx sinemasının olduğu sokaktaki küçük bir kahveciden. Sevdiğim ve tekrarlamaktan keyif aldığım, etkinlik öncesi anlarından biri. Julieta’yı beklerken çekmiştim, burada da dursun bence.


Sinemada izleyip bayıldığım bir diğer filmi de eklemek isterim, Arrival. Bildiğimiz uzaylı filmlerinden çok farklı, hatta bundan ziyade dil, zaman ve duyguları konu edinen bir bilim kurgu idi. Çok sevdik efendim hararetle tavsiye ederiz. Filmden çıktıktan sonra film üzerine konuşmaktan da çok keyif alacaksınız diye tahmin ederim. (Filmden çıktığımda hislerimi çok daha net ve iyi anlatmıştım ama üzerinden bir ay geçince unutuyor insan tabi.)

Tiyatro için çok verimli bir ay değildi. Tiyatroadam ekibinin sahnelediği Ivan Ivanoviç Var mıydı, Yok muydu? ve ŞT’den Aldatma isimli oyunları izledik. Ben iki oyunu da sevdim.

Kitap konusunda da verimli değildik bu ay, bence Aralık ayında bunu da telafi ederiz.

Şimdilik bu kadar. Başta da dediğim gibi sıkıntılı bir aydı, ancak en azından yaptıklarımızı not almak istedim o yüzden kısa da olsa yazdım. Umarım bir sonraki yazı çok daha dolu ve keyifli olur.