29 Ağustos 2010 Pazar

Günün Notları




- Daktilom olsun istiyorum. Siyah olsun istiyorum, sağlam olsun ama çok yeni olmasın. Gıcır gıcır parlamasındansa yaşanmış bir eskilik olsun istiyorum. Hatta A harfi silinmiş olsun ama ben onun orada olduğunu bileyim istiyorum. Fotoğraftakine benzer bir şey olsun istiyorum. 

- Carlos Ruiz Zafon'un kitabı "Rüzgarın Gölgesi"ni okuyorum. Etkileyici bir kitap. 

- Tiyatro eleştirmeni olmak istiyorum. Tüm işim oyun izleyip yorumlamak olsun. Mesai saatlerim istediği kadar esnek olabilir, fark etmez.

- Sonbahar gelsin, hava soğusun ve sürekli yağmur yağsın istiyorum.

- Bir sevgilim olsun istiyorum. Hayattan zevk almasını bilen, tiyatro seven, kitap okuyan, her konuda söyleyecek bir şeyleri olan, istiklal caddesini seven, üşenmeyen, gezmeyi çok seven ama en çok gezinin sonunda eve dönüşleri seven, Tom Waits dinleyen, en sevdiğim rengin kırmızı, en sevdiğim aksesuarın küpe, en sevdiğim çiçeğin papatya olduğunu bilen zorlama günlerde kırmızı gül göndermeyen, sabahları "günaydın" demek için aradığımda sabahın köründe ne arıyorsun demeyen ama aramayınca da trip yapmayan, her sıkıntımı paylaşabileceğim her sıkıntısını benimle paylaşan, yalan söylemek zorunda hissettirmeyen ve hissetmeyen, klasik filmleri seven, karikatüre bayılan, gündemi takip eden, Türkçe'yi düzgün kullanan, iyi gün kadar kötü günde de yanımda olabilecek aynı zamanda kötü gününde önce beni yanında isteyecek olan, siyahla beyazı ayırt edebilen, karşıt görüşlere de saygı duyabilen, maçı stadda izlemeyi seven, konser düşkünü, yeri geldiğinde rakı da içebilen, sohbeti hoş, hediye almayı ve vermeyi görev saymayan, beni kırmayıp tango öğrenmek için benimle birlikte çabalayabilecek, yeri geldiğinde küfretmesini bile bilen ama genelde saygılı ve terbiyeli, limon kolonyasına burun kıvırmayan, şiir sevmese bile Orhan Veli şiirlerini bilen birini istiyorum. Elini vicdanına koy ve söyle, çok şey mi istiyorum :)

- Spor Toto oynamak ve 15 maçın sonucunu bilmek istiyorum.

- Evet bunların hepsini istiyorum.

20 Temmuz 2010 Salı

Toy Story 3

Pazar günü öğleden sonra aniden karar verdim izlemeye. Serinin ilk 2 filmini izleyip bayılanlardan olduğum için bunu da izlememek olmazdı. Gerçi pixar ne yapsa izlenir bu da ayrı bir konu. Filme gelince, yine muhteşemdi. Andy'nin üniversiteye gidecek olması nedeniyle odasını ve eşyalarını toplamaya başlaması, sevimli oyuncaklarımızın başına bir sürü iş açıyor. Andy, Woody'i yanında götürmeye, Buzz Lightyear, Jessie ve diğerlerini tavan arasında bırakmaya karar verir. Ancak bir karışıklık sonucu oyuncaklar kendilerini bir çocuk yuvasında bulur. Sonrasında ise buradan kaçmak ve Andy evden ayrılmadan ona ulaşmak için çabalarlar. Kesinlikle sinemada izleyin derim. 3d olmasa da olur. Türkçe seslendirme de fena değildi. Medyada bol bol reklamı yapılsa da Beren-Kıvanç ikilisinin seslendirmede yer alması çok rahatsız etmiyor çünkü rolleri çok uzun değil. Ayrıca seslendirdikleri karakterlere sesleri uyumlu.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

"7" Şekspir Müzikali

Shakespesare'in oyunlarından derlenmiş bir müzikal. Okuduğum kadarıyla çeviriler Haluk Bilginer'e ait. Oyun, erkeğin hayatına ait 7 dönemin anlatıldığı, eğlence ve dramın iç içe olduğu, muhteşem bir orkestra ve eğlenceli dört soykarı ile -kendisine şahsen bayıldığım- Haluk Bilginer'in muhteşem performanslarının yer aldığı, mutlaka izlenesi bir oyun. Her tiyatro izleyicisinin Haluk Bilginer'i sahnede görmesi gerektiğine inanıyorum. Benim için -maalesef- bir ilkti. "Bugune kadar neler kaçırdım kimbilir" diye düşünmemek elde değil. Ayrıca oyunda performanslarına hayran kaldığım soykarılar ; Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan gerçekten çok başarılıydı. (Ayrıca çok şanslı olduklarını düşünüyor ve sanırım kıskanıyorum. Haluk Bilginer gibi bir oyuncu ile hem de bu kadar başarılı bir oyunda yer almak kıskanılası gerçekten. Gerçi bunu fazlasıyla hakediyorlar o ayrı tabi.) Orkestra, müzikal başarının yanı sıra oyuna olan eğlenceli katkılarından dolayı da alkışı fazlasıyla haketti :) Ek olarak, oyunda kullanılan aksesuarlar da çok iyiydi. "Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek herkes birer oyuncu..." 

27 Nisan 2010 Salı

Profesyonel

İki kitabı yayımlanmış Teodor Teya ile yıllarca onu izlemiş bir gizli polisin hikayesi. Teya, 40. yaş gününde yayın evindeki odasında günlük sorunları ile boğuşurken sekreteri içeri girerek bir adamın onu görmek istediğini söyler. Gelen adam, görevi yıllarca onu izlemek olan ancak artık emekliye ayrılmış polis Luka Laban'dır. Elinde büyük bir bavul ve evrak çantası vardır. Hikayenin devamını öğrenebilmek için ise mutlaka oyunu izlemenizi tavsiye ederim. Oyundaki küçük detaylar, iki muhteşem oyuncu, hikaye, final, parantez araları yani kısacası her şey mükemmeldi. Daha şimdiden önümüzdeki sezon gelse de yeniden izlesem diye düşünüyorum.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Coriolanus


Shakespeare'in komutan Caius Marcius Coriolanus'u anlattığı ünlü tragedyasından uyarlanan bir oyun.

Caius Marcius, savaşta karşısına çıkan herkesi yenebilen, konsül olmak isteyen, kibirli, halkı aşağılayan, ancak halktan oy istemekte zorlanacak ve onlara savaş yaralarını gösteremeyecek kadar da gururlu bir kahramandır. Ayrıca Volsiyalılar ile yapılan savaşta gösterdiği başarı nedeniyle Coriolanus ünvanını alır. Bu başarısı sonrasında konsül olabilmek için halktan onay alır. Ancak Roma halkı kendilerini kışkırtan iki halk temsilcisine uyarak oylarından vazgeçer. Bu anlaşmazlığın sonucunda Coriolanus kentten kovulur.

Coriolanus, düşman kent Volsiya'ya gider ve birkaç kez karşı karşıya gelip yendiği komutan Aufidius'un karşısına çıkar. Aufidius, savaş meydanında aldığı yenilginin intikamı için sabreder ve Roma'yı alabilmek için Coriolanus'un yardımını kabul eder. Coriolanus'un düşman Aufidius ve ordusu ile Roma'ya yürüdüğünü haber alan Roma halkı ve konsülleri telaşa kapılır. Coriolanus'un babası gibi sevdiği Menenius'u elçi olarak ona gönderir. Ancak Coriolanus beklenmedik bir tepki ile misafirini kovar. Coriolanus, Roma halkına olan öfkesi nedeniyle tüm sevdiklerini geride bırakır ancak karısı, annesi ve oğlu geldiğinde artık dayanamaz ve barış için elinden geleni yapar. Artık Aufidius için intikam zamanıdır.

Bence başarılı bir oyundu. Hüseyin Köroğlu bu tür rollere inanılmaz yakışıyor. Kendisini her daim sahnede görebilmek dileğiyle :) Bir de oyundan çıktıktan sonra "ben bu halkı bir yerden tanıyorum" diye düşünüyorsunuz. Çok tanıdık geliyor...

"Roma'yı Romalılar yıkacak!.."

* * *