
Bazen çok sevdiğiniz şeylerden bahsetmek, onun için doğru kelimeleri bulmak çok zordur. Koleksiyoncu, benim için onlardan biri. Çok etkilendiğim, anlatmayı çok istediğim ancak bir türlü cesaret edemediğim, gereken cesareti bulduğumda ise anlatmak için doğru kelimeleri bulamadığım kitaplardan biri. Okuduğumda sıcak çikolata mevsimiydi, yazabildiğimde ise limonata. Ne kadar zaman aldığını siz düşünün...
Kitabın bana hissettirdiklerini kelimelerle anlatabilmem imkansız. Bu nedenle içeriği ile ilgili söyleyebildiklerimi paylaşacağım.
Clegg, eniştesi ve halası tarafından büyütülen ve vergi dairesinde çalışan asosyal biridir. Sevdiği iki şey vardır, kelebekler ve işyerinin karşısındaki okulda resim öğrencisi olan Miranda'yı gün boyunca takip etmek.
Şans oyunundan yüklü bir miktarda para kazanınca işi bırakır. Bir plan yapar, önce ıssız bir bölgede bir ev satın alır. Evde bulunan mahzeni Miranda'nın yaşayabileceği bir alana çevirir. Ve yaptığı bu plan sayesinde Miranda'yı kaçırır. Kaçırmadığı sürece Miranda'nın kendisini farketmeyeceğini bilir. Amacı kendisini Miranda'ya tanıtmaktır. Ancak Miranda bir misafir değil tutsaktır ve Cregg bunun farkına vardığında Miranda'ya olan tavrı değişmeye başlar.
Kitapta olaylar her iki tarafın bakış açısıyla anlatılır. Önce Caliban (Miranda'nın Cregg'e verdiği isim) sonra ise Miranda'nın düşüncelerini, neler hissettiğini öğreniriz.
Miranda bu tutsaklıktan kurtulmak, Cregg'in koleksiyonundaki kelebeklerden birine dönüşmemek için hem psikolojik hem de fiziki açıdan elinden geleni yapmaya çalışır.
Koleksiyoncu'yu kitabından birkaç yıl önce 1965 yapımı William Wyler filmi ile tanıdım. Kitaptan uyarlandığını öğrenince hemen aldım çünkü filmi beğenmiştim. Elbette kitap daha detaylı. Şiddetle tavsiye ederim.