18 Şubat 2013 Pazartesi

Günün Notları



- Uzun zamandır yazmamışım notları, biraz gevezelik edeyim.

- Mr ve Eeg sonuçlarının güzelliği kadar rahatlatıcı bir şey yok sanırım!

- Melis Danişmend'in albümünü hala almadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz.

- instagram güzeldir uzak kalmayınız bol bol fotoğraf ekleyip gözümüzü şenlendiriniz.

- Benimki şu mesela; instagram.com/banuhidirlar, bol bol kitap fotoğrafı görebilirsiniz.

- Müzekart+ yenilemesini yaptım, mutluyum.

- İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40 yıllık tarihinin anlatıldığı kitap İkaseve çıktı, almalı!

- İstanbul Modern'de "Haneke" ve "Fon Şehirler" isimli film gösterimleri yer alacak, kaçırmayınız.

- SALT Beyoğlu'nda “Duvar resminden korkuyorlar” isimli sergiyi görmeli.

- Koç Müzesi'nde "İşte Güneş", "Bu Treni Kaçırmayın" ve "Yol Efsaneleri" sergileri kaçmamalı!

- Pera Müzesi'nde ise "Nickolas Muray Bir Fotoğrafçının Portresi" sergisi kaçmamalı.

- 30 Mart-14 Nisan tarihlerinde festival geliyor, şimdiden heyecan sardı. Bakalım hangi filmler gelecek...

- Masumiyet Müzesi gezilmeli, bilginize!

- İstiklal Caddesi'ni çok sevdiğimi söylemiş miydim?

- Bu ay çok güzel kitaplar alıp oyunlar izlediğimi de eklemeden geçemeyeceğim.

- Haftasonu trafik stresi yaşamamak için vapurları kullanınız, temiz hava, bol manzara yanınıza kar kalsın :)

- Gevezelik etmediğim dönemde çok güzel bir blog buluşması yaşadım. Aslında blog buluşması da denemez, henüz blog açmamış ama açmak için gezinirken benim blogumla karşılaşıp bana email gönderen ve o zamanlarda benim için "güzel insan" şu an ise "güzel insan + dost" ile buluştuk. Bir kafede oturduktan sonra ilk kez saate baktığımızda aradan 3 saat geçmişti. Saatler, konular, gevezelikler hep birbirini kovaladı, yeni planlar yapıldı, can sıkıntıları paylaşıldı, bol bol kahkaha atıldı, sonraki günlere buluşmalar düzenlendi. Bir de baktık her gün mutlaka ses verir olmuşuz birbirimize.

- Şimdilik bu kadar. Seviyorum seni blog.

16 Şubat 2013 Cumartesi

Sessizlik





"Bir kadının bilgeliği sessizliğidir."

Lord Silence, annesi tarafından büyük bir sır ile yetiştirilir. Öyle bir sırdır ki Lord'un kendisi bile bunu bilmemektedir! İngiltere kralı, ağabeyi tarafından sürgüne gönderilen Prenses Ymma ile Silence'ı evlendirmeye karar verir. Böylelikle düğün gecesi Silence sırrını Ymma'nın yardımı ile öğrenir.

Oyun başka bir çağda, başka bir ülkede geçse de tanıdık olan birşey var; kadının kaderi, sessizliği ve erkek egemen dünyada kendini kabul ettirme çabası. Ymma'nın asiliği biraz da bundan.

Tüm oyuncular çok başarılı ama sahne geçişlerini sağlayan yardımcı oyunculara bayıldım. Bir de Roger rolüne. O kadar başarılıydı ki sevmemek elde değil.

Bu oyunu mutlaka izleyiniz, özellikle Üsküdar Tekel Sahne bu oyun için mükemmel bir seçim. Oyundan çıktıktan sonra ışıklardan karşıya geçip Boğaz manzarası eşliğinde oyun kritiği yapmak da kazancınız olsun.

Keyifli seyirler.

3 Şubat 2013 Pazar

Sherlock Holmes



Sir Arthur Conan Doyle'un eseri ünlü dedektif Sherlock Holmes'ü bilmeyen yoktur sanırım. Hatta çoğumuzun mutlaka bir macerasını okumuşluğu ya da filmini, dizisini izlemişliği vardır. Tiyatro Ak'la Kara ünlü dedektifi sahneye taşımış. Bunu duyup izlememek olmazdı.

Oyun, Kerem Kobanbay tarafından uyarlanmış. İlk perdede ukala dedektifimizin belki de saygı duyduğu tek kadın olan Irene Adler sahneye çıkıyor. "Bohemya'da Skandal" isimli bu hikayede Irene Adler, Bohemya Kralı'na bir fotoğraf nedeniyle şantaj yapmaktadır. Sherlock Holmes'ün görevi fotoğrafı bulmaktır. İlk bölümde Sherlock ve Irene'nin zekası savaşır. ''Danseden Adamlar'' isimli ikinci bölümde ise bu kez Sherlock Holmes'ten yardım isteyen Irene Adler'in eşi Godfrey Norton'dır. Eve gelen ve sadece dans eden çöp adamlardan oluşan esrarengiz mektuplarla ilgili yardım ister.

Tiyatro Ak'la Kara, kurs arkadaşımla evimiz gibi oldu. Şu ana kadar izlediğimiz tüm oyunlarını da sevdik. Tabi sahnelenen oyunların ilgi duyduğumuz konulara, yazarlara ya da karaketerlere yakınlığı da önemli bir unsur.

Sherlock Holmes'e, zekasına, ukala tavırlarına ve maceralarına doyamayanlardansanız bu oyunu izlemenizi tavsiye ederim.

Keyifli seyirler.


29 Ocak 2013 Salı

Melis Danişmend



Melis Danişmend, uzun süredir keyifle dinlediğim seslerden biri. Günün Notları yazılarımda da birkaç kez konserine gitme isteğimi dile getirmişliğim var. Ancak 12/01/2013 tarihine kadar bir türlü denk gelmemişti.

Yeni albümü "Biraz Gülmek İstiyordum" için Salon İKSV'de vereceği konserin biletlerini görünce en az benim kadar istekli can dostuma haber verip aldım biletlerimizi. Hem kendime bundan güzel bir doğumgünü hediyesi verebilir miydim? Sonrasında o keyifli ve heyecanlı ama bir o kadar da sancılı bekleme süreci...

Konser günü şansımıza hava yağmurluydu. Arkadaşımla konser öncesi bir de tiyatro keyfi yapacağımız için erkenden yola düştüm. Önce D&R'dan albümü satın aldım hatta koliden çıkartıldı daha yeni gelmişti :)

Oyunu izledikten sonra Taksim'e geçtik, birer kahve içtik. Ardından birkaç pasaj ve kitapçı dolaştık. Elbette alışveriş yaptık :) Zaten elim doğumgünü hediyeleri ile doluyken bir de aldıklarımız eklendi çok da güzel oldu :) Konser saati yaklaştığında Salon'a gittik. Hatırladığım kadarıyla gecikme olmadan başladı konser. Öncelikle yeni albümden birkaç şarkı dinledik ardından eski albümden ve tabi cover şarkılar da vardı. Bir iki şarkı da birden fazla kez söylendi. Yine yanlış hatırlamıyorsam arasız 2 saat kadar sahnede, düşmeyen enerjisi ve keyifli haliyle çok sempatik bir Melis Danişmend vardı.

Hem muhteşem bir sesi canlı dinledik hem de çok keyifli bir gün geçirdik.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Biraz Tiyatro


Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye

"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.

Hişt hişt!”


...Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnek yontmak için taşıdığım çakımı çıkardım, kalemimi yonttum. Yonttuktan sonra, tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım...Yazdım... Yazdım... Yazdım!

Sezon açılışımı (geç de olsa) yaptığım oyun. İkinci kez izledim. İki kez daha izlerim. Öyle keyif veren bir oyun. Sait Faik hikayelerinden küçük bir sunum diyebiliriz. Özellikle bir yağmur ve Beyoğlu sahnesi var ki tadına doyulmaz. Bir de çok güzel hikaye anlatan, rolüne yakışan bir oyuncu var sahnede. Mutlaka izleyin, güzel bir hikaye dinlemeye hepimizin ihtiyacı var.


Yağmur Durduğunda

"Belki de insanın söyleyecek bir şeyinin kalmaması, söyleyecek birçok şeyi olduğunu söylemenin bir başka yoludur."


Devlet tiyatrolarında bu sezon izlediğim ilk oyun. 1960lardan başlayıp 2039 yılına kadar devam eden bir süreci ve kesişen yolları anlatıyor. Tek bir dekor ancak farklı zamanlar ve farklı iki yerde (Avustralya ve Londra) geçen bir hikaye.

Uzun bir süreci anlattığı için karakterlerin genç ve yaşlı hallerini görüyoruz oyun boyunca. İlk perdede karışıklığa sebep olabiliyor bu durum. Ancak ikinci perdede taşlar yerine oturuyor.

Anlattığı hikayenin hüznü ve ağırlığı nedeniyle sinirlerinizin buna yeteceği bir günde izlemenizi tavsiye ederim.


Sidikli Kasabası Müzikali

Konusu sürpriz değil bu nedenle de her yerde okuyabilirsiniz. Ben bu oyunda neler gördüğümü paylaşacağım yalnızca.

- Genç ve enerjik bir kadro
- Anlatıcının olduğu keyifli sahneler
- Biraz klişe de olsa aşk hikayesi
- Muhteşem sesler (çoğu tanıdık geldi bana sanırım seslendirme geçmişleri var)
- Başarılı danslar
- Yavaşlatılmış (slow motion) sahnelerin tiyatro sahnesindeki başarısı
- İleride daha da güzel oyunlar ortaya koyabilecek yetenekler
- Bir türlü sevemediğim ama maalesef gerekli olan mikrofonlar