7 Mayıs 2020 Perşembe

Biraz Oradan Biraz Buradan

Günler bir yandan freni patlamış kamyon misali şuursuz bir hızda ve paldır küldür bir yandan da yolun karşısına geçmeye çalışan salyangoz ayarında geçiyor. Günün bitiminde dönüp bakınca hem çok şey yapmış hem de işe yarar hiçbir şey yapmamış gibi bir his doluyor içime, anlayacağınız herkes gibi kafam karışık. Az önce kardeşim hangi günde olduğumuzu sorduğunda hemen yanıt verememek içimi acıttı, oysa Pazar günlerinin sıkıcılığını adım gibi bilen insanım hemen yanıt vermem gerekirdi, veremedim. Çünkü her gün birbirinin aynısı sıkıcılıkta. Evet giriş paragrafından da anlayacağınız üzere sürekli bir sızlanma halindeyim. Özlemek, üzülmek, endişelenmek ve sızlanmak günlük rutinim haline dönüştü. Arada bir gözyaşı ile de sosluyorum mis gibi oluyor.

Aslında aklımda yazmak yoktu ama baktım sevdicek bir yazı yazmış, eksik kalmak olmaz. Yok canım o hiç baskı yapmadı tamamen benim isteğimle yazdığım bir yazı bu :D 

Evden çalışma hatta her şeyi evden yapma düzenine geçeli 48 gün oldu. Kahve, kitap ve film üçgeni ile oyalanmaya, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bu aynı zamanda her şey iyi olacak umuduna tutunmamıza da yardımcı oluyor.



Az önce bitirdiğim bir kitap var, içinde 6 tane öykü yer alıyor. Hans Fallada tarafından yazılıp Can Yayınları aracılığı ile bize ulaşan kitabın adı Neden Ucuz Saat Takıyorsun? 
Hikayelerin ortak noktası fakirlik. Kitaba ismini verenden ziyade Elli Mark ve Mutlu Bir Noel Kutlaması isimli öyküsünü çok sevdim. Hem burnumu sızlattı hem de umut aşıladı.

Yazıya başladığımda Pazar günüydü, taslakta bıraktım devam etmek içimden gelene kadar beklesin diye. Günlerden Perşembe, markete gidip geldim. Sonra paketleri ve kendimi dezenfekte edip bir kahve yaptım. Şu an biraz daha iyiyim sanırım.

Çoğunluk için pek yeni sayılmasa da bizim için yeni olan bir diziye başladık, Westworld. Henüz iki bölüm izlediğimiz için erken olabilir ama çok ilginç bir konusu var ve bizi kendine bağlamayı başardı.

Dün yeni bir öykü kitabına başladım, daha ilk öyküde yazarın dili kullanımı, kurduğu cümlelerin akıcılığı ilgimi çekti. Şimdiden öneriyorum. (Yağmurdan Sonra - William Trevor)

Şimdilik benden haberler bu kadar. Umarım iyisinizdir ve iyi olmaya devam edersiniz. 

16 Nisan 2020 Perşembe

Günün Notları



Filmlerde gördüğümüzde abartılı bulduğumuz, inanmakta zorlandığımız sahnelerin benzerlerini yaşadığımız ve doğal olarak bunu sindirmekte zorlandığımız bir dönemdeyiz. Hollywood klişelerinin tamamını barındıran garip bir senaryo gibi ama maalesef tamamen gerçek. Groundhog Day filminde ana karakter Phil gibi her gün birbirinin neredeyse aynısı, tatsız, endişe dolu günlere uyanıyoruz. Her şey belirsiz, ne zaman rutinlerimize döneceğimizi bilmiyoruz. Bazılarımız evde kalabilecek kadar şanslı (ne kadar şans denebilirse tabii) ancak büyük çoğunluk ya işsiz kaldı ya da tüm endişelerine rağmen işlerine devam etmek zorunda. Her günüm tanımadığım ancak varlığından bir şekilde haberdar olduğum insanlara, sokaktaki kedilere, köpeklere, zor durumda olduğuna inandığım canlıların tamamına üzülmekle geçiyor. Çoğumuz da böyle biliyorum. Her sabah bu sürecin ne zaman biteceğine dair bir müjde duyabilme ümidiyle başlıyorum güne. Şu ana kadar olmaması her defasında acıtsa da bir şekilde umudu taze tutmaya çalışıyorum. Ciddi anlamda tecrübeliyim zaten bu konuda. :) Özlediğim her şeye yeniden kavuşacağıma inandığım anları hayal ediyorum. Umarım yarın kadar yakındır. 

Yaklaşık 1 aydır evden çalışıyorum, bir anlamda karantina günlüğü çıkartmak için buradayım. Uzun girişten sıkılmayıp bu cümleye kadar geldiyseniz teşekkür ederim. Yazının bundan sonrası blogumda her zaman gördüğünüz Günün Notları formatında olacak ya da en azından öyle olmayı deneyecek. 

- Gün içinde mesaiden kalan zaman normalinden fazla olduğu için her güne bir film ya da kitap okuma zamanı sığdırmaya başladık.

- Mubi üyeliği başlattık yakın dönemde, festival filmleri diye adlandırılan türü seven biriyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Bu anlamda doyurucu filmler var. Hatta izleyip çok sevdiğim iki filmi de tavsiye edeyim. Biri 1976 yapımı Kaderi Arayan Adam (Mr. Klein)  diğeri ise 1934 yapımı Ekmek Kavgası (Our Daily Bread) 

La Casa De Papel 4. sezonu izledik. Maalesef kendimi kandırılmış hissediyorum, hikayenin bu kadar uzatılması gerekir miydi?

- Gün içinde bolca kahve içiyorum. Her defasında da dışarıda içtiğimiz kahveleri ve o anlarda hissettiğim nefes alma hissini özlüyor ve burnumun sızlamasına teslim oluyorum. 

- Yakın dönemde izleyip hayran kaldığım filmlerden biri de Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi. Tablo gibi sahneleri olan, müzikleri ayrı konusu ayrı güzel bir filmdi. Tavsiye ederim. 



- Güzel kitaplar okudum bu ara, adını sıkça duyduğum yazarlardan biri olan Yu Hua'dan Yaşamak isimli kitap bunlardan biri. İç acıtan, yok artık dedirten bir hikayesi vardı karakterin. 

- Tavsiye edeceğim diğer kitap ise Kör Suikastçı. Margaret Atwood benim için ne yazsa okurum dediğim nadir yazarlardan biri. Kitabı uzun süre önce sevdicek hediye etmişti ancak sanki zamanını bekler gibi elim bir türlü gitmedi. Kafamın sorunlarla dolu olduğu, günlerin iş yorgunluğu ile geçip gittiği dönemde okumak istemedim. Böylece aylar boyunca kitaplıkta bekledi. Geçtiğimiz hafta birden gözüme ilişti ve okumaya başladım. Daha ilk sayfada yazarı okumayı ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Benim için şaheser kategorisinde bir kitap. Hem roman içinde roman şeklindeki yazım tarzı, hem karakterleri, hem filmlere taş çıkartacak hikayesi. Her şeyiyle çok ama çok lezzetli bir kitap. Düşüncelerimi gündemden uzaklaştırmama da çok yardımı oldu. Özetle okuyunuz efem. 

- Benden haberler böyle sevgili blog. Günler özlemek ve sevdiceğin de dediği gibi ukde biriktirmekle geçiyor. Gün içinde sıradan gibi gördüğümüz ancak minik keyifler veren her şeyi, vapur yolculuklarımızı, bir kafede boş boş oturup caddeyi izlemeyi, sinema ya da tiyatroya gitmeyi, oyun sonrası bir soğuk bira içip izlediğimiz şey hakkında konuşmayı, endişe duymamayı, korkusuzca otobüse binebilmeyi, sevdiklerime sarılmayı ama en çok da sevgilimin kokusunu özledim. 


5 Ocak 2020 Pazar

Hızlandırılmış Özetle 2019

2019 yılında hiç yazmamışım buraya, inanmakta zorlanıyorum. Geriye bakıp düşününce hem normal geliyor hem de imkansız, kafam karışık. Hayat bizi uzun süredir savurup duruyor, çırpınıp çıkmaya çalıştığımız bir çamur içindeyiz. Birkaç yıl öncekinden daha iyi durum belki ama yorulduk bunu da inkar etmek zor. Yine de şükür diyorum, umudu kaybetmemek adına. O zaman 2019 yılını hızlıca özetleyelim, hem yazmam için başımın etini yiyip duran yetmeyip beni gaza getirmek için kendisi benden önce yazan güzel sevgilim hatrına (okumak isteyenler için yazısı şurada) hem de hala burada olup olmadığımı soran 3-5 mesaj hatrına.




- Birçok konuda olduğu gibi iş anlamında da iyi anamadığım bir yıldı maalesef. Olumlu hisler beslemekte zorlandığım bu yerin tek artısı sevgiliyle birlikte çalışıyor olmak.





121 kitap okumuşum! Açıkçası beni şaşırttı bu, yılın ilk günlerinde okuma hedefimi 52 olarak belirlemiştim. Elimde okunmayı bekleyen kitapların az olması temel sebebimdi. Ancak hem doğum günümde gelen hediye kitaplar hem de okuma zevki benimkine yakın sevdiceğin kitaplığından aldığım destekle okuma anlamında keyifli bir yıl oldu diyebilirim. 2019 yılında okuyup beğendiğim birkaç kitabı da yazmak isterim. Sekiz Dağ - Paolo Cognetti, Sessiz Sahil - Richard Yates, Zor Sevdalar - Italo Calvino, Karanlık Kız - Elena Ferrante, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin/Fü - Murat Mahmutyazıcıoğlu, Tatar Çölü - Dino Buzzati, Bağlar - Domenico Starnone, Harry Q. Davası'nın Ardındaki Gerçek - Joël Dicker, Ordular - Evelio Rosero, Tante Rosa - Sevgi Soysal, Beşinci Çocuk - Doris Lessing, Bülbülü Öldürmek - Harper Lee ve Kumların Kadını - Kōbō Abe

- Büyük bir kısmı Başka Sinema ve festivaller sayesinde olmak üzere sinemada 20 film izlemişiz. En sevdiklerim Kefernahum, Pain&Glory ve Parazit oldu.

- Toplam 6 tiyatro, bale ve opera. Çok yetersiz ancak şartlar buna izin verdi. En sevdiklerim Vahşi Batı ve On İki Öfkeli Adam oldu. İkisi de İstanbul Şehir Tiyatroları’nın bu sezon da devam eden oyunları.

- 7 sergi ve müze ziyareti.

- 5 konser, bunlardan biri ve en efsanevi olanı The Alan Parsons Project kesinlikle izlediğim en iyi konserlerden biriydi.

- Analog fotoğrafçılıkla da vedalaştık diyebilirim, elimizdeki film ve analog makineleri de sattık, umarım yeni sahipleri bizim gibi güzel anılar biriktirme fırsatı bulur. 

- İçilen yüzlerce kahve, biten dostluklar, şaşırılan olaylar, karşılaşılan kötü insanlar, iyi insanlar, kısacası her şeyiyle iz bıraktı. 

- 5 yıldır hayatıma anlam katan, blogdan bloga sevdanın diğer öznesi ile de kendimiz için yeni kararlar aldık, şimdilik bir mucize gerekse de umudumuz var, hayalini kurduğumuz şeylere kavuşmayı diliyoruz yeni yılda. 

- Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Oğlak burcunun 2020 yılında çok şanslı olacağını okumuştum, yılın ilk günlerinde kendiliğinden bozulan telefonum buna inanmamı zorlaştırsa da güzel bir yıl diliyorum. Hepimiz için! 


14 Ekim 2018 Pazar

Günün Notları

Özlediğim seriye geri dönme zamanı! Karşınızda bu sezonun ilk notları. :)

- Her sezon ya da festival haftası için çanta hazırlamaya, kitap seçmeye, bilet peşinde koşmaya bayılıyorum. Bu fotoğraflar da minik bir seriye dönüştü sayılır.


- Bu hafta yıllık izindeydik. Tam bir kafa dinleme haftası oldu.

- Sezon açılışımızı Don Kişot balesi ile yaptık. Etkinlik sonrasında söylediğim ilk şey "zarafeti özlemişim" oldu. Çok keyifli bir gösteriydi. Fırsat bulursanız izleyin derim.


- Artık klasik haline gelen ada gezilerimizden birini yaptık. Her ne kadar Heybeliada çok sessiz ve Büyükada inadına kalabalık olsa da ada yolculuğu bile tek başına iyi hissettirmeye yetti.

- Fakat sizinle Büyükada'da kahve içmek için düzgün bir yer bulmanın zorluğu üzerine de konuşmak isterim. Geçtiğimiz yıl Dut Coffee açılınca ve kahvelerini denedikten sonra çok mutlu olmuş ve adada kahve durağımız olarak belirlemiştik ancak bu yıl gittiğimizde yerinde sıradan bir kafe vardı, maalesef mis gibi kahveleri olan bu minik yer kapanmıştı. Kaderimize boyun eğip zincir kahvecilerin yolunu tuttuk ancak ne görelim onlardan biri de kapanmış diğeri ise tadilat için ara vermiş.

- Filmekimi için üç tane filme bilet aldık ve hepsini izleme şansı bulduk. Bilet yakma konusunda efsaneye dönüşmüş bir çift olarak büyük başarı sayıyorum bunu :D

- Woman at War, Mutlu Lazarro ve Zavallı bu Filmekimi'nde izlediğimiz filmlerdi. Hepsini beğendim ancak Woman at War bir başka, detaylarını, görüntülerini ve hikayesini pek sevdim.

- Haftayı tiyatro sezonumuzun ilk oyununu izleyerek tamamladık. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı'nı izledik. Kişisel bir yorum olarak ben seyirci ile diyalog içinde olan oyunları sevmiyorum. Oyun izleme keyfimi bölüyor gibi hissediyorum. Bu oyunda sevmediğim kısımlar tam da seyirci ile etkileşime geçilen kısımlar. Hayatınızın bir döneminde işsiz kaldıysanız mutlaka tanıdık sahneler olacaktır sizin için de. Oyuncunun performansını ise ayrıca tebrik etmek gerek. 2 perdelik ve tek kişilik oyunda sahneyi doldurmak güç ister, altından kalkabilmişti bence.



- Bu arada en sevdiğim sahne Üsküdar Tekel Sahnesi olabilir. Çok seviyorum orada oyun izlemeyi.

- Şimdilik haberler bu kadar. Bol etkinlik ve keyif dolu bir sezon olsun!

6 Ekim 2018 Cumartesi

Toz Almaya Geldim!


Çok uzun süredir gerçekten kötü günler, haftalar, aylar geçiriyorum. Çözemediğim ve uykumu kaçıran şeyler var. Hayattan zevk almama yardımcı olan ve sevdiğim çoğu şeyden mecburen uzak kalmama sebep olan şeyler. Blog yazmak da bunlardan biri, elim gitmedi bir türlü. Kafamı toparlamak çok zordu çünkü. Bir de yazacak iyi şeyler yoktu. Ne bir kitap ne bir oyun. Sızlanmak için yazmak da içimden gelmedi. Şimdi ne değişti de buradasın derseniz maalesef pek bir şey değişmedi, sorunlar hala yerinde, çözüm görünürde bile değil ancak biraz biraz idrak etmeye başladım sanırım. Ben ne yaparsam yapayım çözülmeyecek şeyler için günlerimi bu kadar kötü geçirmeme gerek yoktu. Küçük şeylerle mutlu olmasını bilen biri olarak sadece bunu yapmaya devam edecektim. Her ne kadar o küçük şeyler lüks haline gelmiş bile olsa yapabilirdim. Bunu geç de olsa anladım. O yüzden buradayım hem bloğun hem de kafamın tozunu alabilmek adına. 

Bu hafta sevdicekle yıllık izine çıkmış olmamız da iyi gelecek biliyorum, elimizden geldiğince dolu dolu geçirmeye çalışacağız. İlerleyen günlerde uzun uzun yazabilmek dileğiyle. 

Umarım hala buralardasınızdır, yeniden merhaba.